Cumhuriyetin bugünkünden çok farklı ancak bir o kadar zor bir sınav verdiği 2. Dünya Savaşı yıllarında; genç Türkiye’nin önemli gazeteci ve yazarlarından Falih Rıfkı Atay’ın 23 Nisan 1943’te Ulus gazetesinde kaleme aldığı yazısı, yıllar sonra yine çevresi savaşlar ile kuşatılmış günümüz Türkiye’sinde yeniden anlam kazanıyor. "Barış" ve "Bağımsızlık" kavramlarının önemini toplumsal belleğimizden örnekler ile irdeleyen Atay, 81 yıl uzaktan günümüz Türkiye'sine sesleniyor.

3101 145696

Büyük Millet Meclisi, 23 yıl önce ilk defa bugün açılmıştır. İstila vatanın içinde, isyan çeteleri Ankara dağlarının hemen ötesinde ve en acısı, fikir adamlarından çoğunun ruhu bir salgın şüphe içinde idi.

Bir milletin tarihinde en büyük buhran, hürriyet uğruna topyekûn fedakârlık günlerinde baş gösterir. Bu topyekûn fedakarlığın içinde saraylar, taçlar, rütbeler, hazineler, mallar, mülkler, kendimizin ve sevdiklerimizin hayatları vardır. Bütün bunların da tek güvencesi hürriyet iken; menfaatçi ve bencil bir düşünüş, devlet ve halk kaderini ellerinde tutanları bir kaçamak aramaya sevk eder. Bir çıkmaz ve çaresizlik içine saplanmış olmak tevekkülü, şuurları körleştirir ve iradeleri uyuşturur. Akıl; bayrağını sancak direğinize, süngüsünü kapınıza diken düşmanı daha fazla kızdırmamayı, düşman insafına sığınmayı, tek ve en iyi politika sayacak kadar çürür. 

Eğer böyle buhran günlerinde halk ve onun kahramanları silkinip uyanmazlarsa, eğer “hürriyet uğruna her şey" davası ruhları kavrayıp sarmazsa, eğer bir günde bir millet, Türk milleti gibi, kılavuzlarını seçmez ve kendi kendinin hâkimi olmazsa, o devlet batar. 

İstiklalsiz kalan milletlerin bir gün tekrar dirilmeleri de tarih kanunu değildir. Toplanmamak üzere dağılışlar, gözükmemek üzere kayboluşlar vardır. Hele siyasi, iktisadi ve toplumsal seviyeleri uzun bir direniş için hazır ve olgun olmayan, hâkim medeniyet âleminin kinleri, öçleri ile kovalanan bir milletin hali yaman olur.

Bu yamanlığı, Türk halkı, dağdaki çobanına kadar hissetmiştir. Eşsiz bir yenilmenin arkasından gelen istilâ ve kızıl anarşi içinde, pek kısa bir zamanda dipdiri bir nizam kurulabilmesinin sırrı bundadır.

Bu nizam, Büyük Millet Meclisi dediğimiz halk hakimiyeti nizamıdır. Onun 23 Nisan 1920'den, 10 Kasım 1938'e kadar kahramanı ve timsali Atatürk idi. O günden bugüne kahramanı ve timsali İnönü'dür. 

Türkiye'de Neler Gördüm? | Images - 1941 Türkiye'de Neler Gördüm? | Images - 1941

Ankara dağlarına kadar yaklaşan halife ve sultan çeteleri ile Ankara kapılarına kadar gelen istila ordularının yalnız tarihte hatıraları kalmıştır. 

23 Nisan ordularında dövüşenlerin çocukları 23 yaşındadırlar. Onlar hür, müstakil, nüfusu 23 Nisan nüfusunun yarı misli artan, siyasi, iktisadi ve toplumsal seviyesi ile batı medeniyetleri arasına karışan yeni Türkiye Devleti'nin vatandaşlarıdırlar. Bu eser milletin büyüklüğüne ve asilliğine layıktır ve mayası, onun fedakârlık iradesidir.

Bu fedakârlık iradesinin yeniden imtihan geçirebileceği karışık buhran günlerinde yaşıyoruz. Buhran, bizim içimizde değildir; fakat kıtamızın, bölgemizin, sınır ve denizlerimizin içinde ve yakınındadır. 23 Nisan 1920'de doğmuş olanlar, şimdi silâh altında, babalarının ve kardeşlerinin kanları ile yoğrulmuş istiklâlin nöbetçisidirler. 23 Nisan 1943'ün parolası da; 23 Nisan 1920'nin parolası ile aynıdır: "Hürriyet uğruna her şey!"

Falih Rıfkı Atay

35 Punto