Tarih

Türkiye: Yegane İnanılan Kuvvet | Sadri Ertem - 23 Nisan 1940

Sadri Ertem'in İkinci Dünya Savaşı döneminde kaleme aldığı yazı, bugün çevresi yine savaşlarla kuşatılan günümüz Türkiye’sinde yeniden anlam kazanıyor.

Abone Ol

Siyasetçi ve yazar Sadri Ertem, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 20'nci kuruluş yıldönümü olan 23 Nisan 1940 tarihinde Tan Gazetesi'nde yayımlanan yazısında, Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı döneminde 'yegane inanılan kuvvet' yapan nedenleri irdeliyor. Ertem'in kaleme aldığı yazı, bugün çevresi yine savaşlarla kuşatılan günümüz Türkiye’sinde yeniden anlam kazanıyor.

Türkiye: Yegane İnanılan Kuvvet

Büyük Millet Meclisi yirmi yaşındadır. Yani Cumhuriyet Türkiye’si, haklı olarak yirmi senelik bir geçmişin içinden geleceğe bakmaktadır. Bu geçmiş, görkemli ve etkileyici gerçeklerle doludur. Yirmi senenin verimli hatıralarını anmakla daha nice yüzyıllar geçecektir.

Yirmi yıl bize neler hatırlatmaz ki: Adım adım savunularak kurtarılan bir vatan; destanları bile aşan savaşlar; düşünceden günlük yaşama kadar her şeyi değiştiren toplumsal dönüşümler; yeşil bayrak altında birleşerek devrime karşı pusu kuran ancak bastırılan gericilik; toprağı üzerinde doğayla mücadele edebilmek için yeni teknikler arayan bir millet… Bütün bunlar, yirmi yılın profilini çizer.

Bu yirmi yıllık dönemin, bizim iç dünyamızdan görünen yüzü kadar dışarıdan, yabancı gözlerle görünen yüzü de güven vericidir. Ankara’ya dost ya da düşman gözüyle bakanlar, onun güvenilir bir güç olduğuna inanmaktadır.

Savaş sonrası dünyada Türkiye’nin güvenilir bir güç olarak görülmesi, bir gerçeğin hiçbir propagandaya gerek kalmadan her yerde kabul edilmesinin doğal bir sonucudur.

Savaş sonrası dünyada devletlerin diplomasi ve politika çizgileri o kadar hızlı değişmiş ve insanlar buna o kadar alışmıştır ki, politikayı yalancılıkla özdeşleştirmiştir.

Sürekli aldatmacalar içinde yaşayan insanlar için tek güvenli alan, “en büyük diplomasi doğruyu söylemektir” ilkesini tüm faaliyetlerinde uygulayan Cumhuriyet Türkiye’si olmuştur.

Bu nedenle, dost ya da düşman olsun, insanlar ve devletler Türkiye’nin söylediği gerçeğe güven duymaktadır.

Cumhuriyet Türkiye’sinin güvenilir bir güç olmasının nedenleri metafizik sebepler değildir. Bunu yirmi yıllık tarihi açıklar. Bu tarihin üç belirgin yönü vardır:

I – Türkiye, coğrafyasıyla, maddi ve manevi varlığıyla bir güçtür.

II – İstikrarlı bir iç ve dış politikaya sahiptir.

III – Türkiye’nin yönetimi, milletin güvendiği kadroların elindedir.

Türkiye bir güçtür. Ordusuyla ve milletinin tarihsel karakteriyle sınırlarının koruyucusudur. Coğrafi konumu da Türkiye’nin dünya içinde saygın bir güç olarak görülmesine katkı sağlamaktadır.

Cumhuriyet Türkiyesi, diplomasiyi milletin gücünden ayrı görmez; onu, milletin gerektiğinde kendi gücüyle destekleyemeyeceği sınırlar dışında kalan, hayalci ve gerçek dışı bir uğraş ya da bir tür şans oyunu olarak değerlendirmez.

Savaş sonrası dünyada birçok devletin tüm kurtuluşu yalnızca diplomasiden beklediğini gördük. Ancak bu diplomasi, gerçek temellere ve millet gücüne dayanmadığı için soyut ve gerçek dışı bir nitelik kazandı. Bu devletler için antlaşmaların, bir muskadan farkı kalmamıştı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iç ve dış politikası bu nedenle gerçeklerle doğrudan uyum içindedir. Bu yüzden başarılıdır ve hayati bir değer taşımaktadır. Gerçek temellere dayanan bu politika, istikrarlı bir iç siyasete dayanır.

Bazı devletlerde iç politikayı bile dış ilişkiler belirler. Böyle bir yapıya sahip devletlerin dış koşullara göre sürekli politika değiştirmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’nin istikrarlı iç siyaseti, CHP programı ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu çerçevesinde, milletin ideal olarak benimsediği ilkelerin hayata geçirilmesi esasına dayanır.

Milletin kültürel özelliklerini korumak, onu çağdaş toplumlar seviyesine yükseltmek, laik bir devlet kurmak, ulusal hayata yön vermek, halkın haklarını ve devrimlerin kazandırdığı değerleri korumak, yeni devrimleri benimsemek ve çağdaş bir toplum oluşturmak için devletin ekonomik alanda devletçilik anlayışını benimsemesi gibi özetlenebilecek bu ilkeler, Türkiye’nin imar ve kalkınmayı kendine rehber edindiğini göstermektedir. Türkiye, Kurtuluş Savaşı’na başladığı günden bu yana bu ilkeleri hayata geçirmek için çalışmıştır.

Bu ilkenin hayati önemi, Misak-ı Milli sınırları içinde barışın sürdürülmesine bağlıdır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bağımsızlık ile barışı bir tutmuştur. Bütün diplomatik ilişkiler de Türkiye’nin gelişmesini esas alır. Antlaşmalar açıktır. Anlaşmalar, milletin onayını aldıktan sonra yürürlüğe girer.

Türkiye’de bu ilkeleri uygulayan Büyük Millet Meclisi’dir. Millet Meclisi, yirmi senedir şaşmayan bir kararlılıkla geleneğine bağlı kalmıştır.

Büyük Millet Meclisi, milletin yüzde yüz onayını temsil eden en yüksek devlet organı olduğu gibi, onun içinden seçilen yürütme gücü de milletin yüzde yüz güvenine sahiptir.

Çevremizde birçok olay yaşanıyor. Ancak biz, yirmi senelik politikanın istikrarı içindeyiz. Millî Şef İnönü’nün etrafında tek yürek ve tek yapı halinde birleşmiş durumdayız. Güçlü olan, istikrarlı bir politikaya sahip olan ve milletin yüzde yüz güvenini temsil eden bir devlet, elbette hem dostları hem de düşmanları tarafından güvenilir bir güç olarak kabul edilir.

Sadri Ertem | 23 Nisan 1940 - Tan Gazetesi