Tarih

Gazi Heykeli Coşkun Merasimle Açıldı | Son Posta - 27 Temmuz 1932

İzmir Cumhuriyet Meydanı'ndaki Atatürk Heykeli, 27 Temmuz 1932'de Başbakan İsmet İnönü'nün de katıldığı törenle açıldı.

Abone Ol

İzmir Valiliği ile İzmir Belediyesi tarafından İstanbul Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı'nı da yapan İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'ya sipariş edilen Atatürk Heykeli, 27 Temmuz 1932 tarihinde Başbakan İsmet İnönü'nün de katıldığı törenle Cumhuriyet Meydanı'nda açıldı.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdiği anı betimleyen heykelin açılışında konuşan Başbakan İnönü, “Bu heykel, Türk milletine büyük davasını daima hatırlatan yanılmaz bir işaret; Türk milletinin iradesini somutlaştıran bükülmez bir demir pençedir” ifadelerini kullandı. İnönü’nün törendeki konuşmasının tamamını Son Posta gazetesinin 28 Temmuz 1932 tarihli nüshasından aktardık.

ELLİ BİN VATANDAŞIN ÖNÜNDE

BAŞVEKİLİMİZ DİYOR Kİ: “BİR MİLLİ DAVAYI AÇIKÇA SÖYLEMEK ANCAK BÜYÜK LİDERİN HARCIDIR”

Başvekil İsmet Paşa, Gazi heykelinin açılış töreninde aşağıdaki konuşmayı yaptılar:

Aziz vatandaşlar:

Baş döndürücü fırtınalara yakalandığı bir dönemde millete yol gösteren büyük evladının hatırasını gelecek nesillere aktarmak için toplanmış bulunuyoruz. Karşımızdaki bu değerli sembol, Büyük Milli Harbin olağanüstü ruhunu gözlerimizin önünde canlandırırken; onun insani ve milli rolünün canlı ve derin anlamını da ifade etmiş olacaktır. Gazi'nin yüce kişiliği hakkında bir özet yapmak pek güçtür; hatta başarısı şüpheli bir çabadır. Ben burada sadece bir iki belirgin özelliğini anlatmaya çalışacağım.

Millet davasını doğru belirleyebilmek, açıkça dile getirmek ve davayı kazanmak için her türlü zorluğu ne pahasına olursa olsun aşmaya kararlı olmak Gazi’nin belirgin özellikleridir. Özellikle siyasi ve milli bir davayı isabetle tespit edebilmek için doğuştan gelen nadir yeteneklere sahip olmak ilk şarttır.

Fakat bu şart kadar, milletlerin içinde bulundukları durum ve koşulları derinlemesine ve temelden bilmek de gereklidir. Çeşitli etkilerle memleket halkının zihninin ve duygularının doğal ya da yapay şekilde karıştırıldığı bir dönemde, olayların üstünde yükselen Büyük Gazi, milli davamızı tam bir kavrayış ve isabetle belirlemiştir.

Bir milli davayı açıkça söyleyebilmek, ancak büyük liderin harcıdır.

Bir hastaya mecbur olduğu ameliyatı söylemenin tatsızlığını düşünürsek; felakete uğramış bütün bir millete kurtuluşun ağır ve dayanılmaz derecede sert tedbirlerini haykırarak söyleme görevinin ne denli güç olduğunu anlayabiliriz. Milletlere bunu sadece büyük liderler söyleyebilir. Büyük liderin ağzından duyulan bir tedbir, işin ne kadar zor olduğunu anlatırken insanda bir yandan da huzur ve güçlü bir güven duygusu uyandırır. Büyük bir liderin sözlerindeki bu etki, onun yaratılışının izahı güç bir sırrıdır. Bu hislerin kaynağı, o zamana kadar yaşanan olayların her gün kendisine kazandırdığı tartışılmaz yetki ve güvendir.

Milli davayı kazanmak için Gazi'nin aşmak zorunda kaldığı zorlukları düşünmek bile insanın gözünü korkutur. Acı çeken büyük, kahraman ve fedakâr Türk milletinin içinde Gazi; acı çekmede, kahramanlıkta ve fedakârlıkta en önde yürüdüğü içindir ki milletin maddi ve manevi bütün gücünden millet davasında yararlanabilmiştir. Çekilen zorluklar arasında maddi imkânsızlıklar şüphesiz umutsuzluk verecek boyuttaydı. Fakat her büyük mücadelede olduğu gibi en büyük zorluk insanlardan kaynaklanmıştır. Bu yüzden, tarihteki sayılı isimler gibi Gazi de en büyük zorluğu; aklı ancak bir yere kadar eren, kararlılığı sınırlı kalan ve karakteri yarı yola kadar dayanan hırslı kişilerden çekmiştir. Bir insanın topluma liderlik edebilmesi için vefalı olması ilk şarttır. Çünkü millet ve siyaset mücadeleleri, yurtseverlerin hizmette yarışmalarıyla kazanılabilir. Yurtseverler başarılarının takdir edilmesini; masumane hatalarının düzeltilmesini ve hoşgörüyle karşılanmasını baştaki liderden beklerler.

Onlar için ancak baştaki liderin vefalı olması esaslı bir teşvik ve teminattır. Anlattığım bu anlamdaki vefanın simgesi olan Büyük Lider Gazi, bu vefa niteliğinden ve sorumluluğundan çok acı çekmiştir. Liderden vefa beklemek ve istemek nasıl bir hak ise; vefayı, asıl davanın özüne ve hedefine zarar verecek bir dokunulmazlık zannetmek de o derece haksız bir taleptir. Bireyler, milli davaya faydalı olmaları ve en azından zarar vermemeleri şartıyla milli liderden refah isteyebilirler.

Sevgili vatandaşlar:

Burada büyük Başkumandan’ı kahraman millet ordularına hedef gösterirken görüyoruz. Askeri durumlarda ordulara bir şehir, bir ırmak veya sınırları belli bir bölge hedef göstermek adet iken; Gazi Başkumandan kocaman bir denizi hedef göstermiştir. Akdeniz, binlerce seneden beri medeniyetin beşiği ve dünya siyasetinin geçididir.

Gazi, meydan savaşının ardından sadece o savaşın sonucunu gösteren dar bir hedefi değil; Akdeniz siyasetinde ve Akdeniz medeniyetinde Türk milletinin layık olduğu saygın bir konum edinme hedefini göstermiştir. Milli Mücadele dediğimiz tarihi dönemin ayırt edici niteliği budur.

Türk milleti, binlerce seneden beri medeniyetinde ve siyasetinde temel bir konumda bulunduğu Akdeniz’den birçok millet tarafından yapay ve zorlama yollarla uzaklaştırılmak istendi. Türk milleti kendi iradesi ve yenilmez azmiyle Akdeniz’deki konumunu ve görevini geri kazandı.

Geçen 10 sene bir kez daha kanıtlamıştır ki, Türk milletinin Akdeniz’deki konumu sadece onun bir hakkı değil; insanlığın ve medeniyetin iyiliği için istenmesi gereken haklı ve gerekli bir şeydir. Akdeniz’de Türkiye; güçlü bir bekçi, sadık ve dürüst bir dost, milletler ailesi içinde iyi geçimli, büyük ve barışsever bir güç olarak vazgeçilmez bir varlıktır.

Vatandaşlarım, kuramsal olarak bir savaşın son ve kesin sonucunu büyük ordularına göstermesi gereken bir durumdayken, Gazi’nin Akdeniz’i sadece "ilk hedef" olarak göstermesine de dikkat etmeliyiz. Milli Mücadele'nin ruhunu ve Gazi’nin üstlendiği yüce rolü yalnızca Sevr Antlaşması'ndan kurtulmak çerçevesinde görmek, dar ve yetersiz bir anlayıştır. Milli Mücadele, Türk milletinin öyle bir diriliş şahlanışıdır ki Sevr meselesi bu şahlanışın sadece bir evresi, ilk evresidir. Nitekim en karanlık evresiydi.

Diğer evrelere ulaşmak için ateşle, demirle ve kanla aşılması gereken göz korkutucu bir evreydi. Fakat sonuç olarak, bu sadece ilk evresi ve ilk hedefiydi. Diğer hedefler hiçbir zaman daha kolay olmamıştır ve bundan sonra da daha kolay olmayacaktır.

Vatandaşlar, Türk milletinin davası yüce ve medeni bir milletin soylu iddialar taşıyan büyük davasıdır. Bu davaya özenenlerden nice akıllı geçinenlerin gözleri iki mızrak boyundan ötesini göremedi; kendini babayiğit sanan nicelerinin de sinirleri üç günden fazla dayanamadı. Bu dava uzun ve çetin bir davadır.

Bu davaya tüm önemiyle Gazi nesli sarılmıştır. Şimdiki nesiller ve gelecek nesiller bu davanın peşinden yorulmadan ve dinlenmeden koşacaklardır. Koşmaya mecburdurlar. Türk milletinin iradesi, bilimi ve tekniği, zenginliği, insanlığı ve sonuç olarak yine iradesi kesintisiz şekilde artırılmak zorundadır.

Büyük Türk davası için her şeyden önce; tam, geniş ve gurur duyulacak niteliğiyle Türk milliyetini, milli ve uluslararası politikamızın temel taşı yapmak gereklidir. Bu temel, Gazi’nin kutsal ve sarsılmaz eliyle siyasi varlığımıza yerleştirilmiştir. Türk milleti, bu evrende diğer milletlerin veya devletlerin lütfuyla doğmamıştır. Türkiye, dünya üzerinde varlığını ancak kendi gücüyle kanıtlamıştır.

Büyük milli davanın ilk aşılacak bir evresi de Rönesans'ın ve son dönemlerin mahkûm ettiği çürümüş yöntemler yerine; modern, en yüksek ve en insani ilkelere dayanan bir devlet kurmaktı. Laik ve Cumhuriyetçi zihniyeti milli davanın temel şartı saymamızın sebebi budur. Büyük Türk davasını başarmak, inkılapçı olmadan asla mümkün olamaz.

Asırlarca geri bırakılmış bir toplumu; güçlü, donanımlı, hırslı, acizlere ve geri kalmışlara karşı son derece merhametsiz koşullar ve uluslararası çevreler içinde esenliğe kavuşturabilmek için o toplumu bir an önce yetiştirmek gerekir. Durmak ve dinlenmek ancak hırsı artırır ve ancak hırsı kolaylaştırır. Özellikle ekonomik alanda milleti savunmak başlıca zorunluluğumuzdur. Ekonomik yönden güçlü olanlar, çıkar alanlarının sınırsız ve engelsiz kalmasını isteyebilirler. Ekonomik yönden geri kalmış olanların mümkün olduğu kadar kendi geçimlerini ve yaşam şartlarını korumaya çalışmaları ise hem hakları hem de görevleridir.

Bilimsel ve ekonomik yönden geri bırakılmış bir toplumun çok çalışmaktan ve özel tedbirler alarak gelişmekten başka çaresi yoktur. Ekonomide milli varlığı korumak ve milletin geri bırakıldığı mesafeleri kapatma zorunluluğu, ekonomik devletçiliğimizin açıklamasıdır.

Büyük Gazi! On seneden fazladır, Türk milletinin davası için arkandan koşuyoruz. Şimdiye kadar modern ve medeni bir devlet olarak katettiğimiz yol, kısa ve verimsiz değildir. Aksine her yılımız, yeni bir başarıyla gurur duyacak bir şansa sahiptir.

Sen yaşa; senin arkandan gelmekte kesin bir başarıya yürümenin verdiği daimi huzur vardır. Sen ebediyete intikal edince, Türk nesilleri senin izinden yürüyecektir. Türk milleti davasının çıkar yolu ancak senin izindir.

Senin heykelin, Türk milletine büyük davasını daima hatırlatan yanılmaz bir işarettir. Senin heykelin, Türk milletinin iradesini somutlaştıran bükülmez bir demir pençedir.