<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>35 Punto</title>
    <link>https://www.35punto.com</link>
    <description>Ege'nin yeni haber merkezi 35punto.com yayında! İzmir, Aydın, Muğla, Manisa ve Denizli'den haberler web sitemizde.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.35punto.com/rss/tarih" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2022. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 13 Mar 2026 16:45:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/rss/tarih"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA["Cordelio" Efsanesi ve Tarihsel Gerçeklik | Bedri Cumhur Doğu]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/cordelio-efsanesi-ve-tarihsel-gerceklik-bedri-cumhur-dogu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/cordelio-efsanesi-ve-tarihsel-gerceklik-bedri-cumhur-dogu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Bedri Cumhur Doğu, Karşıyaka'nın eski adının nereden geldiğine ilişkin hikayeyi irdelediği yazısında gerçekleri belgelerle ortaya koyuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar Bedri Cumhur Doğu, Karşıyaka'nın eski adının nereden geldiğine ilişkin hikayeyi irdelediği yazısında tarihsel gerçekliği belgelerle gözler önüne seriyor.</p>

<blockquote>
<p><img alt="Whatsapp Image 2026 01 27 At 12.07.49" class="detail-photo img-fluid" height="540" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-27-at-120749.jpeg" width="800" /></p>

<p><strong>Bir Gazete Kupürünün İzinde: "Cordelio" Efsanesi ve Tarihsel Gerçeklik</strong></p>

<p>Tarih araştırmacılığının en heyecan verici yanı, sararmış bir gazete kağıdının satır aralarında, o günün siyasi iklimini tüm çıplaklığıyla görebilmektir. Elimizde, 14 Haziran 1921 tarihli, Fransa’nın o dönemki etkili yayın organlarından L'Action française’e ait bir nüsha var.</p>

<p>Haberin başlığı net: "Constantin est a Smyrne" yani "Konstantin İzmir'de"</p>

<p>Yunan Kralı I. Konstantin'in İzmir'e ve ardından Karşıyaka'ya (o dönemki adıyla Cordelio) geçişini konu alan bu haber, ilk bakışta sıradan bir ziyaret notu gibi görünebilir. Ancak metnin içine yerleştirilen küçük bir detay, dönemin propaganda dilini ve Batı kamuoyunun olaya bakışını analiz etmemiz açısından son derece kıymetlidir. <span style="color:#c0392b">(</span><strong><a href="https://www.35punto.com/kral-konstantin-izmirde-action-francaise-1921"><span style="color:#c0392b">"Konstantin İzmir'de" haberi ve Türkçe çevirisi için tıkla</span></a></strong><span style="color:#c0392b">)</span></p>

<p><strong>1921 Gözüyle "Mit Yaratımı": Arslan Yürekli Richard Efsanesi</strong></p>

<p>Gazete, Kral Konstantin'in Cordelio'ya (Karşıyaka) geçişini anlatırken şu ifadeyi kullanıyor:</p>

<p>“Cordelio, tarihin aktardığına göre bir zamanlar Arslan Yürekli Richard'ın karaya çıktığı ve genel karargâhını kuracağı bir İzmir banliyösüdür."</p>

<p>Burada araştırmacının sorması gereken soru şudur: 1921 yılında, siyasi ve askeri bir buhranın ortasında, bir Fransız gazetesi neden yüzyıllar öncesinin İngiliz Kralı Richard'ı (Cœur de Lion) hatırlatır?</p>

<p>Bu ifade, bilinçli bir tarihsel referans çabasıdır. Üçüncü Haçlı Seferi'nin efsanevi lideri Richard ile Kral Konstantin arasında kurulan bu dolaylı bağ, o günün konjonktüründe İzmir'deki Yunan varlığını Batı gözünde "tarihsel bir devamlılık" ve "kutsal bir miras" çerçevesine oturtma gayretidir. Bölgedeki Levanten nüfus arasında yaygın olan "Cordelio = Cœur de Lion" (Arslan Yürekli) ses benzerliği, bu siyasi anlatı için mükemmel bir zemin oluşturmuştur.</p>

<p>Ancak tarihsel belgeler, bu romantik anlatıdan oldukça farklı bir tablo çizer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 01 27 At 12.07.50" class="detail-photo img-fluid" height="606" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-27-at-120750.jpeg" width="978" /></p>

<p><strong>Etimolojinin Işığında: Krallar Değil, Belgeler Konuşuyor</strong></p>

<p>Objektif tarihçilik, efsaneleri belgelerle test etmeyi gerektirir. "Cordelio" isminin kökeni hakkında akademik veriler ve Osmanlı arşivleri, bizi krallara değil, Anadolu'nun gerçeklerine götürür.</p>

<p><strong>Bilimsel Gerçek: </strong>İzmir arkeolojisinin duayenlerinden Prof. Dr. Ersin Doğer, ismin kökeninin Antik Yunanca "kordyle" (tümsek, yumru, şişlik) sözcüğüne dayandığını belirtir. Bu isimlendirme, Yamanlar Dağı eteklerinde bulunan ve coğrafi yapısı itibarıyla bir "yumruyu" andıran eski bir yerleşim höyüğüne (tümülüs) atıftır. Yani isim, bir kralın lakabından değil, toprağın kendi şeklinden doğmuştur.</p>

<p><strong>Devletin Hafızası: </strong>1921 tarihli Fransız gazetesi ismin kökenini İngiliz Kralı'na bağlamaya çalışsa da, Osmanlı devletinin hafızası bu iddiayı çok daha öncesinden yalanlamaktadır. Osmanlı bürokrasisinin zirve örneklerinden olan ve tarihçilerin "Halil Beğ Defteri" olarak referans aldığı erken dönem tahrir kayıtları, bu konuda son sözü söyler. Osmanlı idaresi, fethettiği toprakları en ince detayına kadar kaydederken, bölgeyi "Karye-i Kordelye" (Kordelye Köyü) olarak kayda geçmiştir. Yani 19. yüzyılda Levantenler o romantik "Cœur de Lion" efsanesini uydurmadan asırlar önce; Halil Beğ'in kâtipleri bu ismi zaten devletin resmi kütüğüne işlemişti.</p>

<p><strong>Venedik ve Levanten Etkisi: </strong>17'nci yüzyıldan itibaren İzmir'e yerleşen Levanten tüccarlar, Osmanlı kayıtlarında ve halk dilinde zaten var olan bu ismi kendi dillerine uyarlamışlardır. İtalyanca "Cordella" (şerit / kurdele) kelimesi, semtin sahil şeridi boyunca uzanan yapısına çok uyduğu için isim zamanla "Cordelio"ya dönüşmüştür.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 01 27 At 12.07.51 (1)" class="detail-photo img-fluid" height="872" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2026/01/whatsapp-image-2026-01-27-at-120751-1.jpeg" width="1427" /></p>

<p><strong>Modern Kimliğin İnşası: Karşıyaka ve 35½</strong></p>

<p>Tarihsel süreçte isimler, o bölgeye hakim olan kültürün bir yansımasıdır. "Kordelyo" ismi, Levanten İzmir'inin ve öncesindeki antik dönemin bir hatırası olarak arşivlerdeki yerini alırken, Cumhuriyet dönemiyle birlikte bölge "Karşıyaka" kimliğiyle bütünleşmiştir.</p>

<p>"Karşıyaka" isminin mantığı, aslında İstanbul'daki “Pera” (karşı yaka / öte taraf) kavramıyla büyük benzerlik gösterir. Şehrin yönetim merkezi olan Konak tarafından bakıldığında, körfezin kuzey kıyısı her zaman "Karşı" olmuştur.</p>

<p>Bu "Karşı" olma durumu, zamanla coğrafi bir tanımdan öteye geçerek sosyolojik bir kavrama, 35½ fenomenine dönüşmüştür. İzmir'in plaka kodu olan 35'e eklenen bu "buçuk", bir ayrışmayı değil, şehir içindeki özgün duruşu simgeler. Tıpkı İstanbul'da Pera'nın farklı bir kültürel dokuya sahip olması gibi; Karşıyaka da İzmir'in genelinden ayrışan, "Kaf Sin Kaf" ruhuyla harmanlanmış, merkeze hem bağlı hem de "karşı" durabilen, Atatürkçü ve modern bir karakter geliştirmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>Elimizdeki 1921 tarihli belge, tarihin nasıl yazılabileceğini değil, dönemin şartlarına göre nasıl "bükülebileceğini" gösteren ibretlik bir örnektir.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Bedri Cumhur Doğu</strong></span></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/cordelio-efsanesi-ve-tarihsel-gerceklik-bedri-cumhur-dogu</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2026/01/tarih-yazisi-kapagi.png" type="image/jpeg" length="14127"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmirli Bir Levanten Edebiyatçı: Dominique-Alexandre Parodi]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/izmirli-bir-levanten-edebiyatci-dominique-alexandre-parodi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/izmirli-bir-levanten-edebiyatci-dominique-alexandre-parodi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluğu ve ilk gençliği Ege’nin o tuz kokulu sokaklarında geçen Dominique-Alexandre Parodi’nin İzmir’den Cenova ve Paris’e uzanan hikayesi...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Girit’te doğdu, İzmir’de büyüdü, Ceneviz Levanteni bir aileden geliyordu. Kalemi onu Paris’e taşıdı, Fransız edebiyatında kendine yer açtı.</strong></p>

<p><strong>İsmi bugün büyüdüğü topraklarda unutulmuş olan Dominique-Alexandre Parodi’nin çok kültürlü, çok dilli ve sınırları aşan hayatı ve eserlerindeki bazı İzmir tasvirleri ilk kez 35 Punto’da.</strong></p>

<blockquote>
<p><img alt="8967D605Ac9945Cf891Bf2Dd389Afee8" class="detail-photo img-fluid" height="2656" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/07/8967d605ac9945cf891bf2dd389afee8.webp" width="3912" /></p>

<p>1840’ta babasının İki Sicilya Krallığı’nın konsolosu olarak görev yaptığı, bugün Yunanistan’a bağlı olan Girit Adası’nın Hanya kentinde dünyaya geldi Dominique-Alexandre Parodi.</p>

<p>Doğduğu coğrafya kadar kökenleri de zengindi: Annesi Margarita Vitale, Batı Anadolu’nun kıyısındaki İzmir’dendi; babası Domenico Parodi ise İtalya’nın Ligurya bölgesindeki Loano kasabasından, Ceneviz bir aileden geliyordu. Yedi çocuklu bir ailenin dördüncüsüydü.</p>

<p>Henüz bebekken, ailesi onu İzmir’e götürdü. Alexandre, İzmir’de 1861 yılına kadar yaşadı.</p>

<p>Çocukluğu ve ilk gençliği, Ege’nin o tuz kokulu sokaklarında, farklı dillerin birbirine karıştığı hanlarda ve Fransızca-İtalyanca eğitim veren okullarda geçti.</p>

<p><img alt="Whatsapp Görsel 2025 07 25 Saat 15.22.02 37285Dcc" class="detail-photo img-fluid" height="963" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/07/whatsapp-gorsel-2025-07-25-saat-152202-37285dcc.jpg" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genç yaşta Milano’ya, ardından Cenova’ya taşındı. Burada, tanınmış bir oyun yazarı olan Ippolito d’Aste’nin kızı Vittoria d’Aste ile evlendi. Vittoria aynı zamanda, Ceneviz matbaacı Antonio Ponthenier’in torunuydu. Bu evlilikten iki oğulları oldu: 1870’te Cenova’da doğan Dominique Hippolyte Tite Marius, ileride felsefeci ve eğitim yöneticisi olacaktı. 1874’te Bois-Colombes’da doğan Hippolyte ise elektrik mühendisliğinde öncüler arasında yer alacaktı.</p>

<p>Parodi’nin kalemi erken yaşta parladı. 1865’te Fransa’da ilk kitabını yayımladıktan sonra, 1874’te kesin olarak Paris’e yerleşti. 3 Ekim 1881 tarihli kararnameyle Fransız vatandaşlığına kabul edildi.</p>

<p>Bir yandan L’Illustrazione Italiana gibi önemli İtalyan gazetelerine “Notizie Letterarie” ve “Corriere di Parigi” başlıklı köşeler yazıyor, bir yandan da şiirler, tiyatro oyunları kaleme alıyordu. Kalemiyle hem İtalya’ya hem Fransa’ya seslenebilen nadir yazarlardan biriydi.</p>

<p><img alt="I M G 20250722 W A0011" class="detail-photo img-fluid" height="1541" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/07/i-m-g-20250722-w-a0011.jpg" width="1200" /></p>

<p>Osmanlı kökenli olan Parodi, Fransız edebiyatında azımsanmayacak bir yer edindi. Parnas ekolüne mensup olan Parodi’nin tiyatro üslubu, antik Yunan tragedya yazarları ve Victor Hugo üzerine yaptığı uzun süreli çalışmalardan izler taşıdı.</p>

<p>Sahne etkilerini yaratma konusunda üstün bir yeteneğe sahipti. Şiirsel diliyle kaleme aldığı oyunlar kısa sürede dikkat çekti. 1876 yılında “Rome Vaincue” (Yenilmiş Roma) adlı trajedisi, Fransız sahnelerinde büyük beğeni topladı; öyle ki, daha sonra besteci Jules Massenet tarafından “Roma” adlı bir operaya dönüştürüldü.</p>

<p>Théâtre-Français’de sahnelenen bu eser, onu ünlü bir yazar hâline getirdi. Parodi, bu eserinde iffet yeminini bozan bir vestalin, Hannibal tarafından tehdit edilen Roma’nın çöküşüne neden olmasını sahne üzerinde yalın ama etkili biçimde tasvir eder.</p>

<p>Parodi, 1886 yılında Paris’te belediyeye bağlı kütüphanelerin denetmeni olarak atandı. Kültüre olan bağlılığı, sadece yazdıklarıyla değil, halkın kitapla buluştuğu alanlarda da sürdü.</p>

<p>*Le Dernier des Papes (Son Papa) adlı eseri ile zamanın geçiciliği temasını işledi. “Son Papa” figürü, Batı medeniyetinin sonunu, değerlerin aşınmasını ve yeni bir dünyanın doğuşunu simgeledi.</p>

<p>Parodi, bu eserindeki oryantalist imgeleri (İzmir, Meles Çayı, Doğu kadınları) bir tür pastoral nostaljiyle bezeyerek, Batı’nın yitirdiği ruhaniyete karşı bir özlem yarattı.</p>

<p>1901 yılında Paris’te hayata veda ettiğinde, geride yalnızca eserlerini değil, bir Levanten entelektüelin zengin yaşam öyküsünü de bıraktı.</p>

<p><img alt="1875 Eski Liman, Alphonse Rubellin (Eski Liman)" class="detail-photo img-fluid" height="1607" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/07/1875-eski-liman-alphonse-rubellin-eski-liman.jpg" width="2474" /></p>

<p><em>“Bir akşam, annem her zamankinden daha hüzünlüydü. Bizi dizlerine oturtuyor, sıkıca kucaklıyor ve gözyaşları içinde ağlıyordu. İşte o zaman söylediği doğulu ilahi şarkı buydu, ve bana, İzmir ovalarındaki Meles çınarlarının altında tekrar tekrar söylettiği ezgi:</em></p>

<p><em>Nasıl ki, yaşamın biçimlerinden ve renklerinden soyulmuş bir odada,<br />
çirkin bir iskelet gibi yatarsa, yalnızca akbabaların<br />
değer verdiği ıssız bir mezarlıkta;</em></p>

<p><em>İşte öylece yatar İzmir,<br />
görkemin ve altının ışıltısının ilahisinden yoksun,<br />
ne topun bronzu, ne sarayın mermeri,<br />
Asya’nın çıplak bozkırlarında unutulmuş.</em></p>

<p><em>Hiçbir prens orada insanların korktuğu<br />
bir sesi yankılatmaz, hiçbir asker<br />
zaferin kızıl kılıcını kuşanmaz!</em></p>

<p><em>Burada hiçbir insan zalim değildir,<br />
ve zarafetimiz kalplerimizi yumuşatır...</em></p>

<p><em>Söyleyin, kızgın Afrika’nın yılmaz atları:<br />
Hiç kalın sakallı bir Türk’ün ya da çevik<br />
bir Helen’in dizginlerini kırabildiniz mi?</em></p>

<p><em>Ama biz barışı ve tatlı tembelliği severiz.<br />
Yumuşak bir minder üzerine oturup nargilenin<br />
kokularıyla sarhoş olmaktan daha hoş ne olabilir?”</em></p>

<p><em>“Le Dernier des Papes” (Son Papa) adlı eserinden</em></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/izmirli-bir-levanten-edebiyatci-dominique-alexandre-parodi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 20:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2025/07/adsiz-tasarim-2.png" type="image/jpeg" length="55588"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Edebiyatın Mihenk Taşı: Homeros | Bedri Cumhur Doğu]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/edebiyatin-mihenk-tasi-homeros-bedri-cumhur-dogu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/edebiyatin-mihenk-tasi-homeros-bedri-cumhur-dogu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacı yazar Bedri Cumhur Doğu, Homeros'u ve onun İzmirli oluşunu tüm ülkeye duyuran, İzmir'in tarihine ışık tutan isme saygı duruşunda bulunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar&nbsp;<strong>Bedri Cumhur Doğu,</strong> yazılarıyla 35 Punto'da!</p>

<p>Doğu, ikinci yazısında <strong>Homeros</strong>'u ve onun <strong>İzmirli </strong>oluşunu tüm ülkeye duyuran, İzmir'in tarihine ışık tutan Selâhattin Kantar'a saygı duruşunda bulunuyor.</p>

<blockquote>
<p><img alt="2-258" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/2-258.jpg" / width="2493" height="1859"></p>

<p><strong>Edebiyatın Mihenk Taşı: Homeros</strong></p>

<p>Homeros'un "gök kubbenin altındaki en güzel şehir" olarak betimlediği, Aristo'nun İskender'e "görmezsen eksik kalırsın" diyerek önemini vurguladığı, büyük yazar Victor Hugo'nun onu hiç görmeden adına şiir yazıp bir "prenses"e benzettiği şehirdir İzmir...</p>

<p>Dünyanın kurulduğu günden bu yana, en fazla İzmirli olmayı hak eden figürü olan Homeros'u da onun İzmirli oluşunu da tüm ülkeye duyuran, tespit ve teyit eden Selâhattin Kantar'ı tanıyor muyuz?</p>

<p><img alt="8-113" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/8-113.png" / width="2596" height="1883"></p>

<p><strong>Ancak Mücadeleyi İzmir Kazandı!</strong></p>

<p>Homeros, tüm dünyanın tanıdığı en büyük şair! Onun İlyada ve Odysseia destanları, medeniyetlerin edebiyatını besleyen bir kaynak.</p>

<p>İlhamı hâlâ dinç, etkisi hâlâ güçlü!</p>

<p>Homeros ölümsüz bir isim. Onun hayatı ve maceraları o kadar etkileyici ki, antik dönemde bazı belgelerde 7, bazı belgelerde ise 12 şehrin "Homeros bizim hemşehrimizdir!" diyerek birbirleriyle yarıştığı kayıtlıdır.</p>

<p>Diğer şehirler, Homeros'un saz çalıp şiir okuduğu için kendilerine ait olduğunu iddia etti. Fakat hiçbirinin elinde kanıt yoktu. İzmir ise gerçeği 1932 yılında kanıtladı! Sonunda tüm şehirler Homeros'un İzmirli olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.</p>

<p><img alt="6-170" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/6-170.jpg" / width="2500" height="3238"></p>

<p><strong>Homeros İzmirlidir!</strong></p>

<p>Şairin ismi İzmir yakınlarındaki Halkapınar çayı ve “Mukaddes/Kutsal” Meles olarak anılan Meles çayı kıyısında doğmasına nispetle “Mîlîsîcin, Milaszâde, Meles-zâde Mélésigéne, Melizijan, Mélésigéne” olarak anılmıştır.</p>

<p>Destanların tek bir kişi tarafından değil, nesiller boyu aktarılan sözlü geleneğin ürünü olduğu da akademik çevrelerde tartışılır. 20. yüzyıl akademisyenlerinden Milman Parry’nin "Homeros, bir kişiden ziyade bir geleneğin adıdır" şeklindeki tezini savunan birçok tarihsever bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="9-86" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/9-86.png" / width="1945" height="1521"></p>

<p><strong>Antik İzmir: Kayıp Şehrin Hikâyesi</strong></p>

<p>Bugünkü İzmir’in temeli, MÖ 3. yüzyılda atıldı. Ancak ondan önce şehir, Halkapınar Çayı ve Bornova civarında kuruluydu.</p>

<p><strong>İskender'in Hayranlığı</strong></p>

<p>Savaşlar nedeniyle tahrip edilince halk, dağınık köylerde 400 yıl yaşadı. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender, Anadolu’yu fethedip barış getirdi. İlk işi ise İzmir’i yeniden inşa etmek olmuştu!</p>

<p>İskender’in iki idolü vardı: Efsanevi kahraman Aşil ve gerçek bir deha olan Homeros. İzmir’i Homeros’a duyduğu saygıyla yeniden canlandırdı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="10-65" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/10-65.png" / width="1939" height="1507"></p>

<p><strong>Selâhattin</strong><strong> Kantarağası: İzmir'in Tarihine Işık Tutan İsim</strong></p>

<p>İzmir Agorası’nın da bulunduğu süreçte, müze müdürü olarak görev yapmaya başladığı Cumhuriyet'in erken döneminde, birçok kadim eseri ve bilgiyi kültürümüze kazandırmış ve kentin Cumhuriyet sonrası ilk müzesini kurup, müze müdürlüğünü üstlenmiş isim Ömer Selâhattin Bey’dir.</p>

<p>Ömer Selâhattin Kantar; İzmir Arkeoloji Müzesi’nin kurucu müdürüdür.</p>

<p>Karşıyaka’nın tanınmış ailelerinden Kantarağasızadelerin çocuğu olarak 1878 yılında İzmir'de dünyaya gelen Selâhattin Bey, Homeros’un İzmirli olduğunu kanıtlayan belgeleri derledi ve onun hayatını "sade Türkçe" ile tefrika halinde gazetelerde yayımladı. Bu çalışmalar, Anadolu’nun köklü edebiyat mirasını geniş kitlelere ulaştırdı. Hatta Amerika’da 1846’dan bu yana ajans faaliyetinde bulunan “Associated Press” tarafından ilgi gösterildi ve Homeros’un hayatını aktaran “Kör Aşık” tefrikası satın alınmak istendi.</p>

<p>1932 yılında tefrika halinde Yeni Asır gazetesinde yayımlanmaya başlanan ve dünyanın en büyük şairinin hayatını aktaran Kör Aşık yazı dizisinin 55 sayı sürdüğünü ancak devamının gelmediğini tespit ettim. Özellikle Smyrna Agorası kazısı sırasında Homeros’un İzmirli olduğunu aktaran yeni tarihi eserlerin bulunmasına istinaden bu tefrikayı hazırladığını belirtebiliriz.</p>

<p>Ömer Selâhattin Bey’in bu yazı tarzında sade Türkçe ile hazırladığı birçok tefrika, dönemin basın yayın organlarında yayımlanmıştır.</p>

<p>Yalnızca bir müze müdürü değil, aynı zamanda bir kültür elçisi olarak İzmir’e büyük hizmetleri olan Kantarağasızade Ömer Selâhattin Bey’i saygıyla anıyorum. Hem akademik çevrelere hem de halka hitap ederek, tarihi 'okunabilir' kıldığı için şükranlarımı sunuyorum.</p>

<p><strong>Bedri Cumhur Doğu</strong></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/edebiyatin-mihenk-tasi-homeros-bedri-cumhur-dogu</guid>
      <pubDate>Sun, 01 Jun 2025 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2025/05/2.png" type="image/jpeg" length="80330"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antik Foça'nın Avrupa'daki İzleri: Phokaialıların İzinde]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/antik-focanin-avrupadaki-izleri-phokaialilarin-izinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/antik-focanin-avrupadaki-izleri-phokaialilarin-izinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün birbirinin adını yaşatan iki kent Foça ile Marsilya arasındaki bağ nereye uzanıyor? Antik Foça’dan günümüze bir yolculuğa çıkıyoruz...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Gazeteci Hayri Mert, 35 Punto için yazdı: Bugün birbirinin adını yaşatan iki kent Foça ile Marsilya arasındaki bağ nereye uzanıyor? Antik Foça’dan günümüze bir yolculuğa çıkıyoruz...</em></strong></p>

<blockquote>
<p><img alt="Phocée Dressé Par F [...] Sartiaux Félix Armand Btv1B530783779 1" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/phocee-dresse-par-f-sartiaux-felix-armand-btv1b530783779-1.jpg" / width="1271" height="1054"></p>

<p>Bugün Marsilya sokaklarında dolaşanlar, “Phokaia” adını taşıyan pek çok işletmeyle karşılaşıyor. Aynı şekilde Foça’da da “Marsilya” ismini kullanan restoranlar, kafeler dikkat çekiyor. İki şehrin birbirinin adını yaşatması tesadüf değil. Bu derin bağ, tam 2 bin 600 yıl öncesine uzanıyor.</p>

<p>MÖ 7. yüzyılda, bugünün şirin tatil kasabası olan Foça, Phokaia olarak adlandırılıyordu. Kent denizciliği, ticareti ve cesur gemicileri ile ünlü olan Phokaia... Dünyanın bilmediği ve açılmaya da cesaret gösteremediği Batı'ya açılarak Fransa’nın güney kıyılarına ulaştılar ve Massalia (Marsilya'nın eski adı) adında bir şehir kurdular.</p>

<p><img alt="860 2. Gyptis Protis S. Duval" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/860-2-gyptis-protis-s-duval.webp" / width="860" height="588"></p>

<p>Efsaneye göre Phokaialı denizci Protis, yerli bir kralın kızı olan Gyptis ile evlenerek şehrin kuruluşunu resmileştirdi. Bu evlilik bireysel anlamda bir birlikteliği sağlamaktan öte iki ayrı kültürün iç içe geçmesi demekti. Phokaialılar, sadece gemilerini değil; zeytin ağacını, şarapçılığı ve şehir yaşamı anlayışını da beraberinde getirdi.</p>

<p>Kısa süre içerisinde Akdeniz’in batısında önemli bir ticaret ve kültür merkezine haline gelen Massalia, koloniler kurarak etki alanını da bir hayli genişletti ve İspanya’dan İtalya’ya kadar uzanan birçok bölge, Phokaialıların kurduğu ticaret ağının da bir parçası haline geldi.</p>

<p><img alt="102829142" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/102829142.jpg" / width="800" height="494"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadece denizcilik değil, bilim ve kültür de Massalia’da gelişti. Özellikle coğrafya bilgisiyle tanınan ünlü kâşif Pytheas, bu şehirde doğdu. Pytheas, günümüz Britanya Adaları'na kadar yaptığı keşiflerle Avrupa'nın kuzeyine dair ilk bilgileri dünyaya taşıdı. Yani Phokaialıların kurduğu Massalia, sadece bir liman değil, bilginin ve keşfin de merkezi oldu.</p>

<p>İki şehir arasındaki bu derin tarihî bağ günümüzde de canlılığını koruyor. Marsilya’da hâlâ Phokaialı geçmişin izleri sürülebilirken, Foça’da da Marsilya adını taşıyan mekânlar, ortak tarihin yaşayan tanıkları gibi varlık gösteriyor.</p>

<p><img alt="Org 542 2021706 20201027171253" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/org-542-2021706-20201027171253.webp" / width="768" height="432"></p>

<p>Üstelik bu bağ sadece kültür, bilim ve ticaret alanında sınırlı kalmayarak meşin yuvarlağa da yansıdı. Fransa’nın köklü futbol kulübü Olympique de Marseille, "Les Phocéens" yani "Phokaialılar" lakabıyla anılıyor. Bu ünvan, kulübün ve şehrin Phokaialı kökenlerine doğrudan bir gönderme niteliği taşıyor.&nbsp;</p>

<p><img alt="Partie2" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/partie2.jpg" / width="1199" height="443"></p>

<p>Foça’dan başlayan bu büyük macera sadece bir kolonizasyon hikâyesi değil. Aynı zamanda, Akdeniz dünyasında kültürlerin nasıl karıştığını, farklı coğrafyaların nasıl birbirini etkileyerek yeni kimlikler oluşturduğunu gösteren eşsiz bir örnek.</p>

<p><img alt="Marseille France Port" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/05/marseille-france-port.webp" / width="1600" height="1068"></p>

<p>Bugün Ege’nin serin sularında ya da Marsilya’nın rüzgarlı limanlarında dolaşırken, binlerce yıl önce denize açılan cesur Phokaialıların izlerini hissetmek hâlâ mümkün. Marsilya'nın taş sokaklarında dolaşırken antik Phokaia’dan esen rüzgarı, Foça’nın eski limanında yürürken ise uzak bir Massalia özlemini duyumsamak mümkün.</p>

<p>Phokaialı denizcilerin bıraktığı miras, sadece bir şehir değil, Akdeniz’in ortak hafızasına kazınmış bir öykü. Bugün Foça ve Marsilya, bu eski bağın iki farklı ucunda duran, birbirine bakan iki ayna gibi. Her biri, diğerinin hafızasında bir iz, bir isim, bir hikâye taşıyor.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Hayri Mert</strong></span></p>
</blockquote>

<p><strong>Kaynakça</strong></p>

<p><a href="https://tarihtenyazilar.com/2021/01/07/marsilyayi-kuran-focalilar/" rel="nofollow">https://tarihtenyazilar.com/2021/01/07/marsilyayi-kuran-focalilar/</a></p>

<p><a href="https://greekreporter.com/2024/09/12/greek-origins-marseille-france-oldest-city/" rel="nofollow">https://greekreporter.com/2024/09/12/greek-origins-marseille-france-oldest-city/</a></p>

<p><a href="https://www.academia.edu/29670441/DENEYSEL_ARKEOLOJ%C4%B0_FO%C3%87A_MARS%C4%B0LYA_TAR%C4%B0HE_YOLCULUK" rel="nofollow">https://www.academia.edu/29670441/DENEYSEL_ARKEOLOJİ_FOÇA_MARSİLYA_TARİHE_YOLCULUK</a></p>

<p><a href="https://www.getfootballnewsfrance.com/2024/feature-olympique-de-marseille-looking-to-write-another-chapter-in-their-rich-european-history/" rel="nofollow">https://www.getfootballnewsfrance.com/2024/feature-olympique-de-marseille-looking-to-write-another-chapter-in-their-rich-european-history/</a></p>

<p><a href="https://oxfordre.com/classics/display/10.1093/acrefore/9780199381135.001.0001/acrefore-9780199381135-e-3997" rel="nofollow">https://oxfordre.com/classics/display/10.1093/acrefore/9780199381135.001.0001/acrefore-9780199381135-e-3997</a></p>

<p><a href="http://www.britannica.com/place/Phocaea#:~:text=Phocaea%2C%20ancient%20Ionian%20city%20on,city%20of%20several%20Greek%20colonies" rel="nofollow">www.britannica.com/place/Phocaea#:~:text=Phocaea%2C%20ancient%20Ionian%20city%20on,city%20of%20several%20Greek%20colonies</a>.</p>

<p><a href="https://www.jstor.org/stable/301290" rel="nofollow">https://www.jstor.org/stable/301290</a></p>

<p><a href="https://marseillecityofculture.eu/history-of-marseille/" rel="nofollow">https://marseillecityofculture.eu/history-of-marseille/</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/antik-focanin-avrupadaki-izleri-phokaialilarin-izinde</guid>
      <pubDate>Sat, 24 May 2025 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2025/05/adsiz-tasarim-8.png" type="image/jpeg" length="28833"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Frenk Mahallesi'nde Bir İtalyan" Söyleşisi Casa Italia İzmir'de!]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-soylesisi-casa-italia-izmirde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-soylesisi-casa-italia-izmirde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[35 Punto Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Efe Yelbuğa, Levant Günleri kapsamında İzmir İtalyan Kültür Merkezi'ne (Casa Italia İzmir) konuk oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>35 Punto Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Efe Yelbuğa, Levant Günleri kapsamında İzmir İtalyan Kültür Merkezi'ne (Casa Italia İzmir) konuk oluyor. 3 Mayıs Cumartesi günü saat 15.30'da düzenlenecek etkinlikte&nbsp;<strong><a href="https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-de-virgili-1846"><span style="color:#c0392b">"Frenk Mahallesi'nde Bir İtalyan"</span></a></strong> başlığı ile yayımladığımız Pasquale de Virgili imzalı 1846 tarihli yazı üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek.</p>

<p>*Lezzet sponsorlarımız <a href="https://www.instagram.com/novellagelateria/" rel="nofollow"><span style="color:#c0392b">Novella Storia di Gelato</span></a>&nbsp;ve <a href="https://www.instagram.com/stradasandwich/" rel="nofollow"><span style="color:#c0392b">Strada Sandwich</span></a>'in katılımlarıyla yapılacak etkinliğe +90 552 679 95 23 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Whatsapp Görsel 2025 04 26 Saat 21.46.03 E75A2704" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2025/04/whatsapp-gorsel-2025-04-26-saat-214603-e75a2704.jpg" / width="1080" height="1350"></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-soylesisi-casa-italia-izmirde</guid>
      <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 19:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2025/04/2023-12-23-frenk-mahallesinde-bir-italyan-1.jpeg" type="image/jpeg" length="74284"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bornova'da Tarihi Bir Panayır | Bedri Cumhur Doğu]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/bornovada-tarihi-bir-panayir-bedri-cumhur-dogu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/bornovada-tarihi-bir-panayir-bedri-cumhur-dogu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bedri Cumhur Doğu, bir Levanten gazetesi olan Stamboul'un haberinden yola çıkarak Bornova'da tarihi bir panayıra götürüyor bizleri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Araştırmacı yazar<strong> </strong><strong>Bedri Cumhur Doğu</strong>, yazılarıyla 35 Punto'da!</p>

<p>Doğu, ilk yazısında bir <strong>Levanten</strong> gazetesi olan <strong>Le Stamboul</strong>'un haberinden yola çıkarak Bornova'da tarihi bir panayıra götürüyor bizleri.</p>

<blockquote>
<p><img alt="Stamboul" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/stamboul.png" / width="945" height="202"></p>

<p><img alt="C89285C9D5004Fd08F2882F71Fa30Dcd" height="560" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/c89285c9d5004fd08f2882f71fa30dcd.jpg" width="945" /></p>

<p>İzmir tarihi bilinmeyenlerle dolu…</p>

<p>İzmir tarihini araştırırken, çok enteresan öykülerle, hikayelerle karşılaşabiliyoruz.</p>

<p>Çalışmalarım sırasında, basın taraması yaptığım Levanten gazetesi <strong>Stamboul</strong>’da (İstanbul) enteresan haberlere rastlıyorum.</p>

<p>Bu haberler arasında İzmir kent kültürünün önemli bir parçası olan, Osmanlı İmparatorluğu vatandaşlarından, yerli gayrimüslimlere yani <strong>Bornovalı Rumlara</strong> ait, daha önce duyulmayan bir bayramın ve panayırın haberi aktarılıyor.<!--{C}%3C!%2D%2D%5Bendif%5D%2D%2D%3E--></p>

<p><img alt="9C84D27Bb27C445Fbb55C5263Af83E54" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/9c84d27bb27c445fbb55c5263af83e54.jpg" / width="2500" height="1378"></p>

<p><strong>Panayır Kelimesinin Kökeni</strong></p>

<p><strong>Bornova Panayırı</strong></p>

<p>Panayır, Panaïr, Panagir, Panagia, Panaya…</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etimolojik olarak aynı kökten gelen kelimeler, kutsallar kutsalı veya ulular ulusu anlamında.</p>

<p><img alt="Vierge Reine Des Cieux Homeliaire 12E S. Premiere Moitie B. M Cambrai" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/vierge-reine-des-cieux-homeliaire-12e-s-premiere-moitie-b-m-cambrai.jpg" / width="1268" height="817"></p>

<p><strong>Meryem Ana Bayramı Hakkında</strong></p>

<p>Hristiyanlarca, <strong>Meryem Ana</strong>’ya atfedilen bir sıfat.</p>

<p>Ağustos sonlarında adına eğlenceler ve panayırlar düzenleniyor. Bu panayır, bir haftadan fazla sürüyor. <strong>Hristiyan</strong> <strong>Ortodokslar 15 Ağustos’ta, Katolikler ise 22 Ağustos’ta</strong> kutlamaya başlıyor.</p>

<p>19. yüzyılın son çeyreğinde haberlerine rastladığımız, günümüzde Bornova’da düzenlendiğini öğrendiğimiz Hz. Meryem’i yani Meryem Ana’yı Anma Panayırı…</p>

<p>Orijinal ismi ile “la fête de la Vierge” yani Bakire Meryem Bayramı…</p>

<p>Bu bayram ile Hristiyanlarca Meryem Ana’nın ebediyete intikal etmesini ve onun bedeninin göğe kaldırılması kutlanır.</p>

<p><img alt="73A61E9791Ab4Cdcb0102F814D21F11F" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/73a61e9791ab4cdcb0102f814d21f11f.jpg" / width="2500" height="1848"></p>

<p><strong>Bornova Hakkında Bilgi</strong></p>

<p>Bournabat adı, “uçta bulunan yer” anlamına da gelen Türkçe “Birûn-abâd” kelimesinden bozulmuştur.</p>

<p>Bu rüstik köy, İzmir Ovası'nın kuzeybatı ucunda, bir yanda İzmir Körfezi'ne yakın bir konumda, diğer yanda ise İzmir'in kuzeybatısında bir tepe üzerine kurulmuştur.</p>

<p>Bornova'nın güneydoğu ve güneybatı bölgelerinde antik çağlardan kalma birçok arkeolojik buluntu bulunmaktadır.</p>

<p><img alt="Gri 96 R 14 A23 005 Recto" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/gri-96-r-14-a23-005-recto.jpg" / width="3993" height="3377"></p>

<p><strong>Bornova Yolları&nbsp;</strong></p>

<p>19. yüzyılın başlarında Bornova'ya İzmir'den iki yol ile ulaşılmaktaydı: Bunlardan biri Kervan (Caravan) Köprüsü'nden geçiyordu. 1851 yılında ise köye ulaşan yeni bir yol yapılmıştır. Temmuz 1866'dan itibaren, İzmir-Kasaba demiryolu hattı Bornova'ya bir bağlantı hattı sağlamıştır.</p>

<p>20. yüzyılın başlarına doğru köyün nüfusu yaklaşık üç bin kişiye ulaşmış durumdaydı. Yaz aylarında nüfus artış göstermekteydi, çünkü birçok İzmirli burada yazlık yaptırmıştı.</p>

<p><img alt="Whatsapp Görsel 2024 12 01 Saat 15.45.38 0Ee89Ba3" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/whatsapp-gorsel-2024-12-01-saat-154538-0ee89ba3.jpg" / width="861" height="614"></p>

<p><strong>Bornova At Yetiştiriciliğinin Merkezlerinden</strong></p>

<p>Osmanlı’da modern anlamda yapılmış ilk spor olan at yarışlarının Bornova ve Buca’da düzenlenmesi İzmir’i modern sporların öncü kenti payesine ulaştırmış ve tarihin kıymetli bir dönemine ev sahipliği yaptırmıştır. Yazarın hippik olarak çekim merkezi olarak bahsetmesinin ana sebebi at yetiştiriciliğinde Bornova’nın öncü oluşuna dikkat çekmek.</p>

<p><img alt="Bornova Istasyon Düzeltilmiş" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/bornova-istasyon-duzeltilmis.jpg" / width="1600" height="1035"></p>

<p><strong>Bornova İstasyonu ve Versay Sarayı</strong></p>

<p>Bu panayır, İzmir'in "Versailles Sarayı" olarak tanınan Bornova bölgesinde düzenlenir ve özellikle "hippik" bir çekim merkezidir. Şehri gezen gazetecinin yaptığı tespitler çok kıymetli. Versay Sarayı kavramı aslında bütün bir kenti aktaran bir kavram, Bornova’nın Versay’a benzetilmesi, tarihe önemli bir not olarak düşülmüş.</p>

<p><img alt="0D49119Ef0104F3E97102880A1486Ba1" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/0d49119ef0104f3e97102880a1486ba1.jpg" / width="2500" height="1970"></p>

<p><strong>Lokma Kültürü</strong></p>

<p>Bu büyük bayramda, yılda bir kez düzenlenen panayırda, tablo gibi olan <strong>Bornova ovasından</strong> sıkça bahsedilmiş.</p>

<p>Ve tabii ki lüks hayatın uğrak yeri olan Bornova için <strong>“Aristokrat”</strong> sıfatı uygun görülmüş…</p>

<p>Panayırın detaylarına baktığımızda, Rum köylülerinin, sekiz gün süren bu panayır için, çarşıda balolar düzenleyerek, İzmir’den ve diğer yakın şehirlerden gelen misafirlerini, Bornova istasyonda gazyağlı lambalar ile aydınlatarak karşılaması, müzik, havai fişekler, ateşli oyunlar ile Bornovalı Rumların <strong>loucoumas / lokum / lokma</strong> dedikleri bir nevi çörek için fırınlara doluşmaları, Bornova ovasında yürüyüşler yapan köylüler, eğlenceli kalabalıkların bulunduğu bu rüstik köy şenliklerinin seremonisini tanımlamak için yeterli oluyor.</p>

<p>İstanbul’dan gelerek panayırı ziyaret eden yazarımız, bu egzotik yiyeceğin lezzetini müthiş buluyor ve panayıra katılıp yiyemeyenler için boşa geçmiş bir gün olarak nitelendiriyor. Günümüzde vefat edenler için düzenlenen hayır lokması kavramının benzeri olması muhtemeldir.</p>

<p><img alt="2E0225E46Ff0401593C8358D54C35895" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/2e0225e46ff0401593c8358d54c35895.jpg" / width="2500" height="1711"></p>

<p><strong>Bornovalı Kavramı</strong></p>

<p>Örneğin <strong>“Smyrniotes”</strong> yani “İzmirli” kavramını bilirdik, bu sefer de <strong>“Bournabaliotes”</strong> yani Bornovalı kavramını bu çok önemli panayırdan ve kaynağından öğrenmiş olduk.</p>

<p>İzmir’in tüm gözlerinin Bornova’ya çevrildiği, geceyi aydınlatan binlerce lamba ile, rıhtımdan Bornova ovasının parıldadığı aktarılmış.</p>

<p>Panayır haftası, Bornova’ya ulaşım, her saat trenler ile Bornova Tren İstasyonu’na oluyor. Trenden inenler ilk önce güçlü bir yanmış susam kokusunu duyup fırınlara koşuyorlar. Bu yerel lezzetli yiyecek loucoumas / lokum, yani çöreklerin tadına bakılıyor.</p>

<p><img alt="I M G 9415" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/12/i-m-g-9415.jpg" / width="700" height="447"></p>

<p><strong>Panayır İçeriği</strong></p>

<p>Bornova’nın güzel hanımları, panayırda taşra beyleriyle tanışıyor: balo salonları, Bornova ovası, çarşının ışıklı kafeleri ve <strong>Meryem Ana Kilisesi(Panaghia)</strong>'nin görkemli çan kulesi çevresi, birbirleri ile tanışmayı bekleyen kadın ve erkeklerle dolu oluyordu.</p>

<p>Kadınları etkilemeye çalışan yakışıklı bir palikaryanın (Rum köylüsü) <strong>“sirto”</strong> adı verilen oyununda kırmızı mendilini, sembolik olarak beğendiği kadınlara açması... Bazı Rum köylüler ise eğlencelere zaten kız arkadaşı ile geliyordu ve bu sebepten yürürken gururlu şekilde yürüyordu.</p>

<p>Bornova Panayırı en çok fakir Rumları mutlu ediyordu.</p>

<p>Çoğunluğu aşçılar, hizmetçiler gibi alt sınıf çalışanlar, bu iki ya da üç akşam için çalıştığı ailelerden izin alıp, geleneklerine göre giyinir ve istasyonda ve balo bölgesinde bekleyen kadınlar ve erkekleri etkilemeye çalışırlardı.</p>

<p>Ve bir sonraki seneye kadar Bornovalı Rumlar, aristokrat köy hayatlarına devam ediyorlar...</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Bedri Cumhur Doğu</strong></span></p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/bornovada-tarihi-bir-panayir-bedri-cumhur-dogu</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Dec 2024 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2025/05/2024-12-03-bornova-panayiri.png" type="image/jpeg" length="36784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[On Bir Devrim ile Doğan Modern Türkiye | Excelsior - 1939]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/on-bir-devrim-ile-dogan-modern-turkiye-excelsior-1939</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/on-bir-devrim-ile-dogan-modern-turkiye-excelsior-1939" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransız gazeteci Christian de Rollepot imzalı bir 29 Ekim yazısında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 16 yılı, merkeze ‘devrimler’ alınarak anlatılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin 101. yılını kutlarken, modern Türkiye'nin temellerini oluşturan devrimlerin önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor. Fransız gazeteci Christian de Rollepot, 1939 yılında Excelsior Gazetesi'nde yayımlanan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk 16 yılını derinlemesine ele aldığı "On Bir Devrim ile Doğan Modern Türkiye" başlıklı yazısında, yeni kurulan devletin nasıl kısa sürede dönüşüm geçirdiğini ve çağdaş dünyaya adım attığını öne çıkarmıştı. Bu değerli yazı, Cumhuriyetin 101. yılında 35 Punto’da yeniden okuyucularla buluşuyor. O günlerin heyecanını ve dinamizmini, bugün hala hissediyor ve yaşıyoruz...</p>

<blockquote>
<p><img alt="Adsız Tasarım (7)-1" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-7-1.png" / width="880" height="668"></p>

<p>Ankara Antlaşması'nı imzalayarak, Türkiye sadece Anglo-Fransız bloğuna dostluk göstermekle kalmadı, aynı zamanda cesaret sergiledi. Berlin'in tepkileri, bu antlaşmanın imzalanmasının düşmanlarımızı ne kadar hayal kırıklığına uğrattığını gösterdi. Oysa Anglo-Fransız-Türk ittifakı, bazı olasılıklara karşı alınan bir önlemden başka bir şey değildir ve tamamen savunma amaçlıdır; bu nedenle dürüst hiçbir ulusun bu konuda itiraz etmemesi gerekir. Genç Türk halkı bir kez daha, kurucusu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı tarafından kendisine tanımlanan politikayı sürdürme kararlılığını gösterdi. Fransa ve Türkiye arasında yüzyıllara dayanan dostluk bağları yeniden canlandı: Belki de bu antlaşmanın kapsamı Ankara'da, Paris'ten daha iyi anlaşılmıştır.</p>

<p>Bir Türk gazetesi, bu durumu ifade eden ve şu çarpıcı ifadeyi ilk sayfasında yayımlayan bir karikatürle anlattı: “Üç büyük ulus el ele verdikten sonra, artık Akdeniz ve Balkanlar’da hiçbir ülkenin onlara karşı silahlanmaya cüret edemeyeceği görülüyor.”</p>

<p>Ve bu sözler abartı içermiyor. Türkiye Cumhuriyeti, gerçekte güçlü bir devlet, genç ve dinamik bir ulus. Şaşırtıcı olan ülkenin, bu denli az tanınıyor olması.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (4)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-4.png" / width="1023" height="681"></p>

<p><strong>Bugün, Türkiye yeniden kuruluşunun on altıncı yılını kutluyor. </strong>1923'ten bu yana, Mustafa Kemal'in cesareti ve iradesi sayesinde hızla ve tamamen dönüşümünü tamamladı. Ne okul hatıraları ne de yirmi yıl önce yazılmış seyahat notları, bugünkü Türkiye’yi hayal etmemizi sağlamaz. 1914-1918 savaşı sonrasında önemli ölçüde küçülen eski Osmanlı İmparatorluğu'ndan geriye sadece bir tebanın nitelikleri ve sanat hazineleri kaldı. Geri kalan her şey değişti, hatta ülkenin görünümü bile. Başkent Ankara, bu restorasyonun en çarpıcı sembolüdür.</p>

<p>Beş on yıl önce, antik Angora kasabasını çevreleyen bir çöl varken, şimdi bahçeleri, ağaçları ve su kaynakları ile ultra-modern bir Ankara bulunuyor. Bu ülkede su, bulunması ve korunması zor bir hazine konumunda. Ankara, devasa çalışmalar sonucunda bol miktarda su sağlayan Çubuk Çayı sayesinde bu değerli kaynağa sahip. Önceden hiçbir yeşillik yetişmeyen bu kıraç topraklardaki çöl; yerini yavaş yavaş verimli topraklara ve devasa ağaçlara bıraktı.</p>

<p>Uzaktan bakanlar Ankara’yı kavurucu güneşin altında kurumuş küçük bir kasaba olarak görüyor olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Anadolu’nun başkenti olan bu şehir, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti konumuna gelmiş ve deniz seviyesinden 850 metre yüksekte olup, Avrupa’nın büyük şehirleri ile aynı olanaklara sahiptir.</p>

<p>Yirmi yıl önce Ankara’nın 5 bin nüfusu vardı; şimdi ise 125 bini aşan bir nüfusa sahip. Eski kalenin eteklerinde geniş caddeleri, sade hatları, bakanlıkları, elçilikleri, lüks otelleri, tiyatroları ve bahçeleri ile modern bir şehir uzanıyor. Ankara’nın en son gelişmelerinden biri, hala seyrek olan caddelerini yeşil çimenler ve ağaçlarla kaplayan projelerdir. Türk jandarmaları, tıpkı diğer büyük kentlerde olduğu gibi, trafiği düzenliyor.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (5)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-5.png" / width="2035" height="1294"></p>

<p>Gar Caddesi, bahçeler, oyun alanları ve bir stadyum boyunca uzanıyor. Birçok modern eğitim kurumu ve geniş pencereli binalar arasında, laboratuvarlar oldukça fazla; bunlardan biri, pilotlara yönelik teorik eğitim veren Türk Kuşu Okulu’dur. Ankara, ünlü barajı ve gezi yollarıyla dikkat çekiyor; bir kumarhane, bir yüzme havuzu ve lüks bir tatil beldesini andıran modern bir görünüme sahip. On altı yıl önce burada kesinlikle hiçbir şey yoktu.</p>

<p>Bu başarı ne kadar büyük bir çaba gerektirdiğini tahmin edebilirsiniz. İnşaat malzemelerini sahilden 600 kilometre uzağa taşımak zorunda kaldılar. Çok fazla iş gücü ve irade gerektiriyordu. Ankara, tüm bunlar sonucunda bu hale geldi ve genç Türk nesli bu dönüşümde önemli bir rol oynadı.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (6)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-6.png" / width="2040" height="1408"></p>

<p>On altı milyondan fazla nüfusu olan bir halk, lideri Mustafa Kemal ile yeniden dirildi. Geleneksel bir toplumda on büyük devrim yaparak ülkeyi dönüştüren adam oydu.</p>

<p>Türk rejiminin diktatoryal olduğu ve Meclis’in çok az önem taşıdığı söylenedurur. Ancak Atatürk, her zaman bu iddialara karşı durdu ve 1927'de tanımladığı programdan asla sapmadı:</p>

<p><strong>Biz cumhuriyetçiyiz.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Biz milliyetçiyiz.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Biz halkçıyız.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Biz devletçiyiz.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Biz laikiz.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Biz devrimciyiz.</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, belirlediği yolu sonuna kadar takip etti ve hiç kimsenin inkâr edemeyeceği şekilde çok olumlu sonuçlar elde etti.</p>

<p>Türk halkı yüzyıllar boyunca rehavete kapılmışken, artık uyanmış ve tüm dünyaya, iyi bir rehberlik ile kendini kurtarabileceğini göstermiştir.</p>

<p>Bu mucize nasıl gerçekleşti? Gazi’nin on bir barışçıl devrimle başlattığı ve derin reformlarla sonuçlanan girişimiyle.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (11)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-11.png" / width="2048" height="1291"></p>

<p><strong>ON BİR DEVRİM</strong></p>

<p>Mustafa Kemal, 23 Ekim 1923'te sadece on beş dakika içinde cumhuriyet rejimini kabul ettirdi. Kısa bir süre sonra, bu olayın tüm Müslüman dünyası üzerindeki etkisiyle, hilafeti sultanlıktan tamamen ayırdı ve hanedanı sürgün etti: Böylece, Türk devleti, İslami rejim yasalarından tamamen bağımsız hale geldi.&nbsp;</p>

<p>Bu devrimlerin ardından Atatürk, kararlılıkla çalışmaya başladı ve reformlar birbiri ardına geldi. Başlangıçta küçük gibi görünen bu değişikliklerin aslında büyük etkileri oldu.</p>

<p>İlk büyük reform, Türklerin geleneksel olarak giydikleri fesin kaldırılmasıydı. Bu şapka tarzının terk edilmesi, bu halkın tam bağımsızlığının bir sembolü haline geldi. Osmanlı İmparatorluğu'nun erkekleri, artık kimliklerini daha belirgin bir şekilde "Türk" olarak ifade ediyordu. Kadınlar ise bu değişimden kendi paylarına düşeni aldılar; peçelerini çıkarttılar ve onları yüzlerini gizleyen bu örtüden kurtulma vakti geldi.</p>

<p>Sonraki yılın sonunda, Atatürk, bir hamlede 658 yılı silerek Hicri takvimi kaldırdı. 1 Ocak 1927'de, Gregoryen takvim tüm Türkiye'de kabul edildi. Bu, büyük bir devrimdi. Yunanlılar, Ruslar, Ermeniler ve Türkler aynı topraklarda yaşayıp, farklı yıl takvimlerine göre yaşıyorlardı; bayramlar farklıydı. Bir yıl sona erdiğinde kutlamalar yapılıyor ve insanlar Haziran'da bile yeni yıl dileklerinde bulunabiliyordu. Yeni yıl, Osmanlı’da 17 Mart'ta başlıyordu!</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (8)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-8.png" / width="2048" height="1446"></p>

<p>Gazi, Pazar gününü tek resmi tatil ilan ettiğinde de gerçek bir devrim gerçekleştirdi. Daha önce, Türkiye’de çalışma ve tatil günleri karışıktı. Resmi olarak kırkın üzerinde tatil günü vardı ve bunlara Cuma günleri, Yahudi Şabat'ı ve Hristiyan Pazar'ı da ekleniyordu. Sultanların doğum ve tahta çıkış günleri, Ramazan ve Kurban Bayramı da eklendiğinde, neredeyse sürekli tatildeymiş gibi bir durum söz konusuydu. Türkler sanki sürekli tatil yapıyorlardı.</p>

<p>Böyle gelenekleri ve 1341 yılından beri İslam dünyasında kullanılan bu takvimi terk etmek, Türk halkının modernleşmek ve çalışmak istediğinin en net kanıtı değil midir?</p>

<p>Diğer reformlar, çalışma ve örgütlenme isteğini tamamlamak amacıyla getirilmişti. Medeni, ceza ve ticaret kanunları tamamen değiştirildi. Osmanlı döneminin mutlakiyetçi sultanlığına dayanan eski yasaların yerini alan yeni kanun, tüm Müslüman dünyada uygulanan en modern yasa konumunda olup, ilk kez kadın haklarını tanıyor ve koruyor.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (3)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-3.png" / width="2038" height="1416"></p>

<p>Kısa süre sonra Gazi, Arap rakamlarının kullanımını yasakladı ve bunların yerine "uluslararası rakamlar" geçti. Sonrasında Arap alfabesini Latin harfleri ile değiştirdi ve bu reform okuma yazma bilmeyen halka büyük bir kolaylık sağladı! Hükümet emriyle kutsal kitap Kur'an Türkçe'ye çevrildi. Gazi, onu tüm yurttaşlarının anlayabileceği hale getirmek istiyordu; aynı zamanda ülkesinin tarihinin Batılı kaynaklar tarafından çarpıtılmaması için gerçek Türk tarihini yazdırıyordu.</p>

<p>Bu, Atatürk hükümetinin çalışmalarının sadece temel bir özetidir. Halkına, yalnızca haklarının ve görevlerinin bilincine varmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda onların yaşamlarını ve çalışmalarını da düzenlemeyi başardı.</p>

<p>Tüm dünyanın gözünde Türkiye, demokrasinin tüm faydalı yeniliklerinin uygulandığı genç ve güçlü bir ulus olarak ortaya çıktı.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (9)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-9.png" / width="2040" height="1447"></p>

<p>Türkiye’de feminizm, günümüz Avrupa’sını bile geride bırakmış durumda. 1914'te tamamen kenara itilmiş olan Türk kadını, artık tramvayda erkeklerden ayrılmadan seyahat ediyor, peçe ise sadece bir anı olarak kaldı. Hatta 1927'de ilk kadın avukat, Ankara Barosu'na kaydını yaptırdı.</p>

<p>Bugün, modern laboratuvarlarda çalışan genç Türk kadınları var ve eğitim kurumlarının çoğunluğunda kadınların varlığı çok önemli. Genç Türk nesli, ülkelerinin geleceğinde umut dolu ve eşitlik ilkesi o kadar kıymetli ki; kadınlar ve erkekler on sekiz yaşında oy kullanma hakkına sahiptir ve aynı haklardan yararlanıyorlar. Bay kelimesi, artık “efendi, bey, paşa, ağa” gibi ünvanların yerini aldı. Bu ülkede artık sınıflar yok! Eğer bir kişi toplumda öne çıkıyorsa, bu sadece liyakati ve çalışkanlığı sayesindedir.</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım (10)" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-10.png" / width="2048" height="1448"></p>

<p><strong>Türkiye Medeni Ülkelerden Biri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gazi hükümeti, ulus içinde böylesine hızlı ve kapsamlı bir dönüşümü gerçekleştirdikten sonra, diğer uluslarla işbirliği yapma arzusunu da gösterdi. Türkiye, iç işlerinde gerçekleştirdiği dokuz devrimden sonra, Uluslararası Narkotik Komisyonu (SDN) ile yaptığı anlaşma ile afyon üretimini ve ticaretini düzenledi. Böylece, uluslararası sorunların anlaşılması konusunda dünyaya kendini ispat etti. Türkiye için bu, on birinci ve son devrimdi; bu da diğer ülkelerle ilişkilerin yeniden kurulmasıydı ve Atatürk bu ilişkileri, eski düşmanlarıyla bile, dostane bir şekilde kurmak istedi.</p>

<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Ankara büyükelçisi General Sherrill, anlamlı bir olaydan bahseder:</p>

<p>“Türklerin, Yunanlarla yapılan şiddetli savaşa rağmen neden hiçbir tazminat talep etmediklerini merak ediyordum. Bana uluslararası ticaretin ve mal hareketlerinin etkilerini gösteren bir harita gösterdiler. Bu, geçmişteki anlaşmazlıklara verilen en iyi cevaptı, çünkü Türkiye ayağa kalkmış ve tüm komşularıyla ve diğer ülkelerle dürüst ve iyi niyetli bir işbirliği yapmak istiyor ve gelecekte anlamsız çatışmalardan kaçınmayı hedefliyor.”</p>

<p><img alt="Adsız Tasarım..." class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim.png" / width="2038" height="1236"></p>

<p>Türkiye böylece yalnızlığından kurtuldu, güçlü ve kararlı bir devlet olarak ortaya çıktı. Ancak iyi komşuluk ilişkileri, Temel bir kurala dönüştü. Atatürk, halkının özgür ve barış içinde çalışmasını istiyordu; halefi İnönü de aynı politikayı sürdürüyor.</p>

<p>Türkiye, tıpkı eskiden olduğu gibi, Boğazların hakimi olarak kalmış ve tüm dünyanın gözleri ona çevrilmiştir; bu da ülkeye büyük bir stratejik önem kazandırıyor. Modern Türkiye, bu nedenle de uluslararası ilişkilerde önde gelen bir konumda yer alıyor ve bu gücünü kimseye karşı da emperyalist amaçlarla kullanmak istemiyor. Ancak Akdeniz’in huzurunu bozan olası tehditlere de karşı durmayı istiyorlar.</p>

<p><strong>Christian de Rollepot / Excelsior Gazetesi</strong></p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/on-bir-devrim-ile-dogan-modern-turkiye-excelsior-1939</guid>
      <pubDate>Tue, 29 Oct 2024 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/10/adsiz-tasarim-1.png" type="image/jpeg" length="89798"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[19 Mayıs'a Doğru | Orgeneral Cevat'ın Hatıraları]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/19-mayisa-dogru-orgeneral-cevatin-hatiralari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/19-mayisa-dogru-orgeneral-cevatin-hatiralari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışının tanıklarından Cevat Paşa, 1937 yılında Tan Gazetesi’nden Selahattin Güngör’e hatıralarını anlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışının tanıklarından Cevat Paşa, 1937 yılında Tan Gazetesi'ne hatıralarını anlatıyor. 19 Mayıs 1937 tarihinde yayımlanan Selahattin Güngör imzalı yazıda, Cevat Çobanlı'nın Mustafa Kemal ve dönemin İstanbul Hükümeti ile yaşadığı tarihi anlar birinci elden gözler önüne seriliyor.</strong></em></p>

<blockquote>
<p>1335 yılının belki Nisan, belki de bir Mayıs ayı içinde, “İstanbul'un siyah bir tülle saklı gibi” durduğu günlerin birindeydi. Karaköy Meydanı, yatalak kocasının gözü önünde, aşıklarla eğlenen bir kahpe gibi renk renk bayraklarla süslenmişti. Sarsak adımlarla köprüye doğru yürüyordum. Sert bir ayak sesiyle döndüm. Önümden bir yolcu geçiyordu. Ben bu yolcuyu o zamana kadar hiçbir yerde görmemiştim. Yalnız harp mecmualarında çıkan resimlerinden tanıyordum. Mirliva üniformasının keskin hatlarını belli eden geniş göğsü ile, ne güzel, ne asil, ne kahramanca bir yürüyüşü vardı. Yolcu köprünün ortasında durdu. Marmara ile boğazın kucaklaştığı noktada, sıra sıra dizilen yabancı harp gemilerine bakıyordu. Onlara biz de her rastlayışta içimizde derin bir sızı ile bakardık. Fakat bu üniformalı yolcu, bizim baktığımız gibi bakmıyordu onlara. Bir yıldırım, ineceği hedefe; göklerde dolaşan bir kartal, üzerine çullanacağı ava ancak böyle bakardı.</p>

<p>O'nu, annemle birlikte karşı kaldırımdan gözlerimizle takip ediyorduk. Yolcunun köprü üstünde duraklaması uzun sürmedi. Fena bir manzara görmüş de tiksinmiş gibi başını öte tarafa, Haliç’in durgun ve tenha sularına çevirdi. Gergin yanak derileri hassas bir nabız gibi atıyordu. Annem sordu:</p>

<p><strong><em>"Bir Paşa olacak, kimdir?"</em></strong></p>

<p><strong><em>"Evet"</em></strong> dedim, <strong><em>"Bir Paşa...</em></strong> <strong><em>Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşa."</em></strong></p>

<p>O kara günlerde hala bir kumandanımız olabileceğine şaşıyor gibiydik. Teselli edilmiş birer matemzede gibi yaşlı gözlerle birbirimize baktık. Samsun'un büyük yolcusu için Osmanlı Paşası kıyafetiyle bende kalan ilk ve son hatıra budur.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2024 05 16 At 11.53.39" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/05/whatsapp-image-2024-05-16-at-115339.jpeg" / width="1280" height="720"></p>

<p>Göztepe ilerisinde geniş bahçeli bir köşk. Büyük Şef’in yakın arkadaşlarından emekli Orgeneral Cevat'ın köşkü. Bir 19 Mayıs gününün arifesinde ilk hatıra gelen Orgeneral, beni, kapının önünde büyük bir nezaketle karşılıyor.</p>

<p><strong><em>"Buyurun"</em></strong> diyor, <strong><em>"Sizi tanıyacak gibi oluyorum ama…"</em></strong> Böyle vakitsiz rahatsız edişimin sebebini anlatarak kendimi tanıtıyorum. Odaya girer girmez, <strong><em>"Generalim" </em></strong>diyorum, <strong><em>"Yarın 19 Mayıs, Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı gün."</em></strong> Orgeneral, oh çeker gibi, bütün ciğerleriyle geniş bir nefes alarak, <strong><em>"Evet, 19 Mayıs…"</em></strong> diye tekrarlıyor. Ben tekrar söze başlıyorum, <strong><em>"Müsaade buyurursanız, Türk milletine bu kadar uğurlu gelen bir gün hakkında sizden…" </em></strong>Orgeneral sözümü kesiyor, <strong><em>"Bu kadar büyük alaka duymakta haklısınız" </em></strong>diyor; <strong><em>"19 Mayıs yalnız bir devrin değil, bütün bir zihniyetin değiştiği gündür. Harap bir imparatorluk enkazından dipdiri bir devletin kurulacağını bize 19 Mayıs müjdeledi. Yeni Türkiye'nin tarihi yazılırken 19 Mayıs bir dönüm noktası olarak kabul edilecektir; 19 Mayıs'tan önce ve 19 Mayıs'tan sonra... Cefakar Türk milleti 19 Mayıs'ı asırlardan beri bekliyordu. Atatürk'ün Samsun'a ayak basışı, bir kurtuluşun ve bir ayaklanışın ifadesidir."</em></strong></p>

<p>Orgeneral Cevat bundan sonra heyecanlı bir sesle hatıralarını anlatmaya başladı; <em>"Tevfik Paşa kabinesinde Harbiye Nazırı olarak bulundum. Fakat bu vazifede ancak 15 gün kalmaya tahammül edebildim. Dağılmış bir ordu, çiğnenmiş bir vatan… Ve ben, bu çiğnenmiş vatanda, bu dağılmış orduların idaresine memurum. </em></p>

<p><em>Tevfik Paşa'ya çok acı şeyler yazarak Harbiye Nazırlığından istifa ettim. Evime çekilmiş oturuyordum. Bir gün kapıya bir polis memuru geldi. Getirdiği haber şuydu: </em><strong><em>'Sadrazam Paşa sizi görmek istiyor'. </em></strong><em>Sadrazam, yani Damat Ferit… O zamana kadar Ferit Paşa'yı tanımazdım. Fakat kendisi beni çok eskiden tanıdığını, hakkımda iyi kanaatler beslediğini söylüyor ve mutlaka bir vazife kabul etmemi istiyordu. </em></p>

<p><strong><em>'Yorgunum, affediniz'</em></strong><em> dedim. Fakat dinletemedim. Bütün ısrarlarım, hatta Harbiye Nazırı Müşir Şakir Paşa nezdinde beni kendi halime bırakmaları için yaptığım teşebbüsler neticesiz kaldı. Ertesi günü, Umumi Erkân-ı Harbiye Reisliğine tayinimi emir aldım.</em><strong><em> </em></strong></p>

<p><img alt="12 6 19 Arrivée Des Turcs À [...] Agence Rol Btv1B530175789 1" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/05/12-6-19-arrivee-des-turcs-a-agence-rol-btv1b530175789-1.jpg" / width="1382" height="932"></p>

<p><em>Damat Ferit bana ilk günlerde itimat eder görünüyordu. Bu da rahat çalışabilmek için lüzumlu bir şeydi. Atatürk'ün Samsun ve havalisi umum müfettişliği vazifesiyle İstanbul'dan ayrılacağı günler yaklaşıyordu. Bir akşam, Damat Ferit, Nişantaşı'ndaki konağına Atatürk ile beni çağırmıştı. Yemekler yenildikten sonra ortaya bir harita geldi. Damat Ferit, paftayı açtığı zaman ömründe hiç harita görmemiş bir adam gibi parmağını bir noktaya basarak hayretle mırıldandı: </em><strong><em>'İşte Mer Noir!' </em></strong><em>Belki de Karadeniz'in bu kadar geniş oluşuna şaşmıştı. Atatürk harita üzerinde izahat verirken, Damat Ferit de arada bir kendisine, şimdi teferruatıyla hatırlayamadığım bir takım manasız sorular soruyordu. </em></p>

<p><img alt="52528696 2274497032594766 4448278971129266176 N" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/05/52528696-2274497032594766-4448278971129266176-n.jpg" / width="1073" height="761"></p>

<p><em>Nişantaşı'ndaki konaktan Mustafa Kemal ile birlikte çıktık. Karanlık yollarda yarım saat, belki bir saat kol kola dolaştık. Neler konuştuğumuz kolayca tahmin edilebilir. Mustafa Kemal düşünceli görünüyordu. Kafasının içinde tasarlanmış bir planı olduğuna şüphe etmiyordum. O sırada tenha bir sokağın içine girmiştik.&nbsp;</em></p>

<p><em>Ben sordum:&nbsp;</em><strong><em>‘Bir şey mi yapacaksın Kemal?’</em></strong></p>

<p><em>Atatürk, soğukkanlılıkla cevap verdi:</em><strong><em> </em></strong></p>

<p><strong><em>‘Evet Paşam. Bir şeyler yapacağım ve muhakkak muvaffak olacağım.’ </em></strong></p>

<p><em>Samsun'a hareketi kararlaştıktan sonra birkaç defa daha görüştük. Öyle sanıyorum ki son mülakatımız bir cuma gününe rastlamıştı. Yanılmıyorsam Vahdettin'in cuma selamlığına çıktığı bir sıradaydı. Yaptığımız bu görüşmelerin birinde bazı tedbirler almayı da düşündük. Eldeki şifrelerin işgal ordusu kumandanlarının eline geçme ihtimali vardı. Fevkalade bir vaziyette bu şifrelerden istifade edilemezdi. En iyisi kendi aramızda yalnız bir defa kullanılmak üzere hususi bir şifre tertip etmekti. Atatürk ile baş başa vererek iki nüshalık bir şifre hazırladık. Biri bende öteki kendisinde kaldı.</em><strong><em> </em></strong></p>

<p><img alt="Bandırma Vapuru" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/05/bandirma-vapuru.jpg" / width="2500" height="1406"></p>

<p><em>Mustafa Kemal Samsun'a gideceği gün, ben onu yolculayanlar arasında yoktum. Aramızdaki sıkı münasebetin fark edilmemesi için buna önceden karar vermiştik. Paraketesiz, pusulasız küçük Bandırma vapurunun aziz yolcuyu salimen Samsun'a bıraktığı haberini büyük bir sevinçle aldım. Fakat arası çok geçmemişti ki Mustafa Kemal'in Anadolu'da bulunması işgal devletlerince hoş görülmemeye başlandı. Onu geri getirmek için İstanbul hükümetine şiddetli bir nota verdiler.&nbsp;Mustafa Kemal, İstanbul'a davet edildi. İşte tam bu sıralarda Atatürk'ten aramızda kararlaştırdığımız şifre ile bir telgraf aldım.</em></p>

<p><strong><em>-Beni İstanbul'a çağırıyorlar, vaziyet nedir? </em></strong><em>diye soruyordu.</em><strong><em> </em></strong></p>

<p><em>Aynı şifre ile çektiğim telgrafta vaziyeti kendisine anlattım.</em></p>

<p><strong><em>-Sizin gibi kudretli bir elin Anadolu'da bulunması devletleri kuşkulandırdı. Birtakım sürprizler hazırlamış olabilirler! </em></strong><em>dedim.</em></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em>Mustafa Kemal zaten kararını vermişti. İstanbul'a dönmedi. Ve bir ‘ferdi millet’ olarak Anadolu'daki kalkınma hareketini teşkilatlandırmaya devam etti. </em></p>

<p><em>Atatürk ile bu tarihten sonra da sık sık muhabereler yaptık. Fedakar bir posta dağıtıcısı vardı. Ortalık kararıp el ayak çekildikten sonra gizlice kapıyı çalar, Anadolu'dan namıma gelen telgrafları bırakırdı. O günler Babıali'de Yunan işgal mıntıkasının hudutsuz surette genişlemesinden dolayı hissedilir bir telaş vardı. Bu telaşın ilk tezahürü, nazırları fevkalade bir toplantıya çağırmak oldu. Şevket Turgut Paşa'nın ısrarıyla ben de bu toplantıda bulundum. Damat Ferit, Avrupa'daydı. Vükelâ Heyetine Şeyhülislam Mustafa Sabri başkanlık ediyordu. Müttefik devletlerin yaptıkları yeni bir teşebbüs, müzakerenin mevzuunu teşkil ediyordu. </em></p>

<p><em>Teşebbüs şuydu: </em><strong><em>Devletler Anadolu'nun silahtan arındırılmasını istiyorlardı. </em></strong><em>Diyarbakır civarındaki askeri kuvvetlerimiz dağıtılmalı, memleket asayişi muayyen miktarda jandarmanın eline bırakılmalıydı. </em></p>

<p><em>Vükelâ Meclisi'nde Ali Kemal ile (Maarif Nazırı) Mehmet Ali'nin (Dahiliye Nazırı) dahil olduğu ekseriyet, itilaf devletlerini gücendirmemek için tekliflerin derhal kabulüne taraftılar. Şevket Turgut Paşa ile ben ise vaziyeti asker gözüyle görüyorduk. Aramızda şiddetli münakaşalar oldu. Ben fazlaca sinirlenmiştim. Ağzıma geleni söylüyordum. Bir ara Galatasaray'dan eski hocam Abdurrahman Şeref, merhum, kabinede sandalyesiz bir nazırdı, yanıma geldi. Ağzını kulağıma yaklaştırarak:</em></p>

<p><strong><em>-Aman oğlum, </em></strong><em>dedi. </em><strong><em>Çok bağırma… Sana o kadar söylerim!</em></strong></p>

<p><em>Münakaşa gitgide öyle şiddetlendi ki, Sabri Hoca celseyi tatil etmek mecburiyetinde kaldı. Meclis dağıldıktan sonra Hoca beni bir kenara çekip şunları fısıldadı:</em></p>

<p><strong><em>-Paşa… İyi bil ki, burada söylediğiniz sözler, iki saat sonra, İngiliz ve Fransız temsilcilerinin kulağındadır.</em></strong></p>

<p><em>Hoca Sabri'nin yalan söylemediğini sonradan öğrendik. Ali Kemal ile Mehmet Ali, meğerse, devletin bu en mahrem meclisinde geçen sözleri yemeyip içmeyip ecnebilere yetiştiriyorlarmış. Hatta Ali Kemal'in yabancıların da bulunduğu bir toplantıda yüksek sesle:</em></p>

<p><strong><em>-Şu Harbiye Nezaretinin altına bir bomba yerleştirip içindekilerle birlikte havaya uçurmalı. Memleketin selameti bunu gerektirir, </em></strong><em>diye haykırdığını duymuştuk.</em></p>

<p><em>İstanbul hükümetini işte bu seviyede ve bu tıynette adamlar idare ediyorlardı.</em></p>

<p><img alt="22195510 42" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/05/22195510-42.jpg" / width="1024" height="640"></p>

<p><em>Bir gün hiç unutmam, Damat Ferit beni çağırdı:</em></p>

<p><strong><em>-Hazır olunuz, yakında Avrupa'ya gideceğiz, </em></strong><em>dedi.</em></p>

<p><em>Derhal itiraz ettim:</em></p>

<p><strong><em>-Hastayım, Paşam... Gidemem. Affınızı rica ederim, hem benim burada kalmam daha faydalı olur, </em></strong><em>dedim. </em></p>

<p><em>Damat Ferit hemen ayağa kalktı. Elini bana uzatarak:</em></p>

<p><strong><em>-Hazırlanmış bir Avrupa seyahatini reddeden bir zata ilk defa rastlıyorum. Sizi tebrik ederim, </em></strong><em>dedi. </em></p>

<p><em>Damat Ferit, Avrupa'dan dönüşünde beni bir daha yanına çağırdı. Fakat bu sefer yüzü değişmişti. Hafifçe kaşlarını çatarak sitemli bir eda ile:</em></p>

<p><strong><em>-Paşa… Sizin Anadolu ile muhabere ettiğinizi söylüyorlar, doğru mu?</em></strong><em>&nbsp;diye sordu. </em></p>

<p><strong><em>-Evet, Paşa hazretleri… Doğrudur. Anadolu ile devamlı surette muhabere ediyorum. Bu işin benim vazifelerimden biri olduğuna kanaat etmeliydiniz. Emrederseniz muharebe evrakını size de gösterebilirim,</em></strong><em> dedim. </em></p>

<p><em>Damat Ferit ses çıkarmadı. Fakat iki gün sonra, Erkan-ı Harbiye Reisliğinden azlimle askeri şura azalığına tayinim hakkında bir emir aldım. Askeri şuradayken tabii bir iş görmek imkanı yoktu. Ben de istifa ettim. </em></p>

<p><em>Ali Rıza kabinesi mevkiye gelince beni tekrar Umumi Erkan-ı Harbiye Reisliğine geçirdiler. Mersinli Cemal Paşa Harbiye Nazırı olduğu sırada İşgal Kuvvetleri Kumandanlığı, Mersinli ile benim iş başından uzaklaştırılmamızı istediler. Kabine bu talebi reddetti. Siyasi bir mesele çıkacaktı. Ben buna meydan vermeyerek kendiliğimden çekildim. Daha sonrasını biliyorsunuz: Salih Paşa, Sadrazam oldu. İstanbul ikinci bir işgal felaketine uğradı. Biz de birçokları gibi Malta'nın yolunu tuttuk."</em></p>

<p>Emekli orgeneral hatıralarının sonunu şöyle bağladı: <strong><em>"Gençlik 19 Mayıs'ı unutmamalıdır! Tarihlerinde bir 19 Mayıs bulunmayan nice mağlup milletlerin ömrü, vaat edilmiş bir mesihi bekler gibi, hep bu günü beklemekle geçiyor."</em></strong></p>

<p><strong>Salâhaddin Güngör<br />
Tan Gazetesi -&nbsp;19 Mayıs 1937</strong></p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/19-mayisa-dogru-orgeneral-cevatin-hatiralari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 May 2024 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/05/19-mayis.png" type="image/jpeg" length="98279"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[23 Nisan'ın 23'üncü Yılı | Falih Rıfkı Atay - 1943]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/23-nisanin-23uncu-yili-falih-rifki-atay-1943</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/23-nisanin-23uncu-yili-falih-rifki-atay-1943" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhuriyetin önemli gazeteci ve yazarlarından Falih Rıfkı Atay'ın 23 Nisan 1943’te Ulus gazetesinde kaleme aldığı yazısı, bugünlerde yeniden anlam kazanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p dir="ltr">Cumhuriyetin bugünkünden çok farklı ancak bir o kadar zor bir sınav verdiği 2. Dünya Savaşı yıllarında; genç Türkiye’nin önemli gazeteci ve yazarlarından Falih Rıfkı Atay’ın 23 Nisan 1943’te Ulus gazetesinde kaleme aldığı yazısı, yıllar sonra yine çevresi savaşlar ile kuşatılmış günümüz Türkiye’sinde yeniden anlam kazanıyor. "Barış" ve "Bağımsızlık" kavramlarının önemini toplumsal belleğimizden örnekler ile irdeleyen Atay, 81 yıl uzaktan günümüz Türkiye'sine sesleniyor.</p>

<blockquote>
<p dir="ltr"><img alt="3101 145696" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/04/3101-145696.JPG" / width="1619" height="1016"></p>

<p dir="ltr">Büyük Millet Meclisi, 23 yıl önce ilk defa bugün açılmıştır. İstila vatanın içinde, isyan çeteleri Ankara dağlarının hemen ötesinde ve en acısı, fikir adamlarından çoğunun ruhu bir salgın şüphe içinde idi.</p>

<p dir="ltr">Bir milletin tarihinde en büyük buhran, hürriyet uğruna topyekûn fedakârlık günlerinde baş gösterir. Bu topyekûn fedakarlığın içinde saraylar, taçlar, rütbeler, hazineler, mallar, mülkler, kendimizin ve sevdiklerimizin hayatları vardır. Bütün bunların da tek güvencesi hürriyet iken; menfaatçi ve bencil bir düşünüş, devlet ve halk kaderini ellerinde tutanları bir kaçamak aramaya sevk eder. Bir çıkmaz ve çaresizlik içine saplanmış olmak tevekkülü, şuurları körleştirir ve iradeleri uyuşturur. Akıl; bayrağını sancak direğinize, süngüsünü kapınıza diken düşmanı daha fazla kızdırmamayı, düşman insafına sığınmayı, tek ve en iyi politika sayacak kadar çürür.&nbsp;</p>

<p dir="ltr">Eğer böyle buhran günlerinde halk ve onun kahramanları silkinip uyanmazlarsa, eğer “hürriyet uğruna her şey" davası ruhları kavrayıp sarmazsa, eğer bir günde bir millet, Türk milleti gibi, kılavuzlarını seçmez ve kendi kendinin hâkimi olmazsa, o devlet batar.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="ltr">İstiklalsiz kalan milletlerin bir gün tekrar dirilmeleri de tarih kanunu değildir. Toplanmamak üzere dağılışlar, gözükmemek üzere kayboluşlar vardır. Hele siyasi, iktisadi ve toplumsal seviyeleri uzun bir direniş için hazır ve olgun olmayan, hâkim medeniyet âleminin kinleri, öçleri ile kovalanan bir milletin hali yaman olur.</p>

<p dir="ltr">Bu yamanlığı, Türk halkı, dağdaki çobanına kadar hissetmiştir. Eşsiz bir yenilmenin arkasından gelen istilâ ve kızıl anarşi içinde, pek kısa bir zamanda dipdiri bir nizam kurulabilmesinin sırrı bundadır.</p>

<p dir="ltr">Bu nizam, Büyük Millet Meclisi dediğimiz halk hakimiyeti nizamıdır. Onun 23 Nisan 1920'den, 10 Kasım 1938'e kadar kahramanı ve timsali Atatürk idi. O günden bugüne kahramanı ve timsali İnönü'dür.&nbsp;</p>

<p dir="ltr">Ankara dağlarına kadar yaklaşan halife ve sultan çeteleri ile Ankara kapılarına kadar gelen istila ordularının yalnız tarihte hatıraları kalmıştır.&nbsp;</p>

<p dir="ltr">23 Nisan ordularında dövüşenlerin çocukları 23 yaşındadırlar. Onlar hür, müstakil, nüfusu 23 Nisan nüfusunun yarı misli artan, siyasi, iktisadi ve toplumsal seviyesi ile batı medeniyetleri arasına karışan yeni Türkiye Devleti'nin vatandaşlarıdırlar. Bu eser milletin büyüklüğüne ve asilliğine layıktır ve mayası, onun fedakârlık iradesidir.</p>

<p dir="ltr">Bu fedakârlık iradesinin yeniden imtihan geçirebileceği karışık buhran günlerinde yaşıyoruz. Buhran, bizim içimizde değildir; fakat kıtamızın, bölgemizin, sınır ve denizlerimizin içinde ve yakınındadır. 23 Nisan 1920'de doğmuş olanlar, şimdi silâh altında, babalarının ve kardeşlerinin kanları ile yoğrulmuş istiklâlin nöbetçisidirler. 23 Nisan 1943'ün parolası da; 23 Nisan 1920'nin parolası ile aynıdır: "Hürriyet uğruna her şey!"</p>

<p dir="ltr"><strong>Falih Rıfkı Atay</strong></p>
</blockquote>

<p dir="ltr"><strong><span style="color:#c0392b">35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/23-nisanin-23uncu-yili-falih-rifki-atay-1943</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Apr 2024 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/04/whatsapp-image-2024-04-22-at-140827.jpeg" type="image/jpeg" length="59074"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastalara Şifa Veren Bir Kaynak: Şaşal | Son Posta - 1934]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/hastalara-sifa-veren-bir-kaynak-sasal-son-posta-1934</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/hastalara-sifa-veren-bir-kaynak-sasal-son-posta-1934" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugünlerde yeniden hayatımıza giren Şaşal Suyu'nun hikayesini, bundan tam 90 yıl önce basılmış bir gazete kupüründen okuyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzunca bir dönem İzmirliler için "Şaşal Su" o kadar güçlü bir markaydı ki; yıllar içinde çeşme suyu olmayan tüm içme sularına verilen isme dönüşmüştü. "Klorak" mertebesine yükselmesine çok az kalmıştı ki; 1920'lerin başında Cumaovası'nın bir köyünde Vali Kazım Dirik'in başlattığı efsane, 2000'lerin ilk yıllarında tarih oldu.</p>

<p>Uzun bir yargı sürecinin ardından, 2011 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından geri alınan Şaşal suyu kaynağının işletme hakkı, 2022 senesinde 25 yıllığına belediyenin şirketlerinden İzDoğa'ya verildi. Uzun bir süre âtıl olan Kaynak Suyu ve Şişeleme Tesisi'nin İzDoğa tarafından kiralanmasının ardından, yenileme çalışmaları tamamlandı ve Eylül 2023 itibariyle Şaşal Suyu yeniden İzmirlilerin hayatına girdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk yıllarında Avrupa'nın ünlü "Evian" suyu ile mukayese edilen, kimimizin çocukluğundan, kimimizin gençliğinden; bir çoğumuzun belleğinde hala beş litrelik, depozitolu cam şişe ile canlanan Şaşal suyunun ilginç hikayesini, 25 Haziran 1934 tarihli Son Posta gazetesinden okuyoruz.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2024 03 19 At 22.15.20" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/whatsapp-image-2024-03-19-at-221520.jpeg" / width="1466" height="928"></p>

<blockquote>
<p><strong>İzmir'de Hastalara Şifa Veren Bir Kaynak: Şaşal</strong></p>

<p>Köy yollarında, tütün ve bağ mahsullerinin verim yerlerinde dünün ilk ışıklarının yandığını görmek, şehirde doğup büyüyenlere çok orijinal geliyor. Cumaovası’nda Şaşal sularının zengin kaynağı göründükten sonra dudakları saran sözler hep Şaşal’a aitti.</p>

<p>Söylenilenleri dinliyoruz:</p>

<p>"Şaşal'ın ismini 20 seneden beri işitir, dururduk. Şaşal öyle erişilmez gelen uzak bir isimdi ki köyümüzün bu mübarek sudan istifade edebileceğine kendimizi dahi inandıramıyorduk. Belki de hurafe, masal ve uydurmadır... Bize de babalarımız anlatırlardı. İlk defa Şaşal suyundan istifade eden, güzel suyumuzu dudaklarına değdiren 'incili kızlar' olmuş... İncili kızlar köyümüzün en nazlı çocukları imiş. Babaları yokmuş, bir anaları ve üç beş dönüm de tütün tarlaları varmış. Civardaki bütün köylülerden incili kızların sağlığı için senenin belirli zamanlarında hediyeler gelirmiş. Gün gelmiş, incili kızların ikisi birden yataklara düşmüş; köyden hoca, şehirden hekim gelmiş. İlâçlar, otlar, o Şaşal’ın bütün civar köyler hep incili kızların hastalığına bir deva arıyorlarmış. Bir köylü kadın açıklarda gezerken şırıl şırıl akan bu mübarek suya, Şaşal'a rastlamış... Şişesini su ile doldurup incili kızlara ikram etmiş. Hayret değil mi? İncili kızlar Şaşal'dan içtikçe iyileşmişler ve eski neşelerini tekrar elde etmişler."</p>

<p>Saf bir köy delikanlısının ağzından dökülen bu sözler belki de hakikaten masaldı. Fakat bunun masal olmayan kısımlarını da bizzat ben biliyorum.</p>

<p>Bundan altı, yedi sene evvel bir gün vali Kâzım Paşa, civar köyleri teftişten dönüyordu. Şaşal'a uğradı. Paşa yorgun olduğu için Şaşal'dan bir tas su içti. Çok hoşuna gitmişti.</p>

<p>Bu suyun tahliline emir verildi. Tahlil neticesinde suyun çok şifalı ve faydalı olduğu anlaşıldı. Kaynağında keşif yaptırıldı ve anlaşıldı ki bu sudan istifade etmek çok zordur.</p>

<p>Kuvvetli bir irade, zorluklar karşısında yılmaz! Vali Paşa ne yaptıysa yaptı, çalıştı, uğraştı. Kaynağı temizletti. Bunu yaparken de köylünün emeğinden istifade etti. İl meclisinden ufak bir de bütçe ayırtabildi. Ve günümüzde yükselen muazzam eser vücut buldu.</p>

<p>Şaşal suyu, şehirde olsa ve maazallah bir şirketin idaresine verilse, kıymeti noktasından bu suyun değerli bir maden gibi gram, gram satılacağına şahit olmamız mümkündür. Bu itibarladır ki Şaşal'ın şehre getirilmesini fayda yerine zarar görenler vardır. Şaşal suyu, ziyaretçiler için parasızdır. Türk köyünde, misafir için yemek ve içmek parasız olduğu gibi bu su da parasızdır. Ziyaretçiler isterlerse beraberlerinde getirdikleri kaplara, diledikleri kadar su doldurup şehre getirebiliyor.</p>

<p>Esasen İzmirliler Şaşal'a o kadar alıştılar ki, günde birçok araba Şaşal'dan İzmir'e su taşıyor ve sularına müşteri buluyor.</p>

<p><strong>25 Haziran 1934 - Son Posta</strong></p>
</blockquote>

<p><strong><span style="color:#c0392b">35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/hastalara-sifa-veren-bir-kaynak-sasal-son-posta-1934</guid>
      <pubDate>Tue, 19 Mar 2024 22:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/03/i-m-g-20231002-w-a0005-1.jpg" type="image/jpeg" length="22502"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'in Tarihi Noktaları | Efes]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-efes</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-efes" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Roma İmparatorluğu'nun ikinci büyük şehri olan Efes, bir zamanlar Ege kıyısında hareketli bir metropoldü. Şimdilerde ise arkeolojik bir harika.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Roma İmparatorluğu'nun ikinci büyük şehri olan Efes, bir zamanlar Ege kıyısında hareketli bir metropoldü. Şimdilerde ise arkeolojik bir harika. Geniş mermer sokaklarda dolaşırken, bu yerin muazzamlığını hissedebilirsiniz. Yapıların büyüklüğü ve ölçeği Efes'in eski ihtişamına ve önemine işaret ediyor. Caddelerde gümbürdeyen savaş arabalarını, pazarlarda bağırarak mallarını satan tüccarları ve devasa amfitiyatroda toplanan kalabalığı canlı bir şekilde hayal edebilirsiniz. Bu şehrin anlatacak hikâyeleri var. Kazılan kalıntıları keşfederken, buradaki tarihin katmanlarını hissedeceksiniz.</p>

<p><em><strong>"...Efes, zamanın kendi üzerine çöktüğü bir yerdir. Bu eski taşlar arasında adeta zamanın içinde yürüyorsunuz."</strong></em></p>

<p><img alt="135270,Unescoefes04" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135270unescoefes04.png" / width="640" height="426"></p>

<h3>Tarihi Bir Hazine</h3>

<p>Efes, Türkiye'nin Ege kıyısı yakınlarında yer alan ve iyi korunmuş Yunan ve Roma kalıntılarıyla ünlü bir antik kenttir. En büyük Roma arkeolojik alanlarından biri olan Efes, 2 bin yıl önceki hayata bir bakış atmanızı sağlar. Sütunlarla kaplı mermer sokaklarda yürürken kendinizi tarihin içinde hissedersiniz.</p>

<h3>Antik Dünyanın Dini Kalbi</h3>

<p>Efes önemli bir dini merkezdi ve Antik Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri olan Artemis Tapınağı'na ev sahipliği yapıyordu. Tapınak yıkılmış olsa da Efes ilk Hristiyanlar için bir merkez olmaya devam etti. Elçi Pavlus iki yıl boyunca Efes'te yaşadı ve Yuhanna İncili burada yazılmış olabilir. Bazıları tarafından Meryem Ana'nın son günlerini geçirdiği yer olduğuna inanılan Meryem Ana Kilisesi'nin kalıntılarını görebilirsiniz.</p>

<p><img alt="135268,Unescoefes02" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135268unescoefes02.png" / width="640" height="424"></p>

<h3>Mimari Harikalar</h3>

<p>En etkileyici kalıntılardan bazıları Celsus Kütüphanesi, Büyük Tiyatro ve Mithridates Kapısı'dır. M.S. 125 yılında inşa edilen kütüphane bir zamanlar 12 binden fazla parşömeni barındırıyordu ve Roma mimarisinin bir harikasıydı. Tiyatro 25 bin seyirci kapasitelidir ve oyunlardan gladyatör yarışmalarına kadar her şeye ev sahipliği yapmıştır. Kapı hem Efes'in ana girişiydi hem de imparator Augustus'un bir anıtı niteliğini taşıyordu.</p>

<h3>Yüzyıllar Boyunca Korundu</h3>

<p>Efes, korunma durumuyla dikkat çekicidir. Sütunlarla çevrili, dükkan kalıntıları, hamamlar ve çeşmelerle kaplı mermer sokaklarda yürürken, eski bir Efesli olarak yaşamı hayal edebilirsiniz. Şehrin sadece yüzde 15'i kazılmış olsa da, Efes size Roma İmparatorluğu'nun zirvesindeki antik bir metropole bir bakış sunuyor. Efes'e yapılacak bir gezi, hem tarih meraklılarının hem de sıradan gezginlerin keyif alacağı bir zaman yolculuğudur.</p>

<p><img alt="135271,Unescoefes05" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135271unescoefes05.png" / width="640" height="426"></p>

<h3>Efes'in Büyüleyici Tarihi ve Keşfi</h3>

<p>Efes, bugünkü Selçuk'un üç kilometre güneybatısında, İyonya kıyısında yer alan antik bir Yunan kentiydi. MÖ 10. yüzyılda kurulan Efes, Helenistik ve Roma dönemlerinin en önemli kentlerinden biri haline gelmiştir.</p>

<p>Bin yılı aşkın bir süre boyunca Efes, Yunanistan ve Roma'dan gelen yerleşimcileri kendine çeken önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmuştur. MS 1. ve 2. yüzyıllarda zirvede olan Efes, 250 binden fazla nüfusa sahipti ve bu da onu o dönemde Roma İmparatorluğu'nun dördüncü büyük şehri yapıyordu. Efes aynı zamanda Antik Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri olan Artemis Tapınağı ile önemli bir dini merkezdi.</p>

<h3>Keşif ve Kazı</h3>

<p>Efes, 1860'larda İngiliz arkeolog John Turtle Wood tarafından yeniden keşfedilmeden önce yüzyıllar boyunca kayıptı. Antik alandaki kazılar 1863 yılında başladı ve o zamandan beri devam ederek en büyük Roma arkeolojik alanlarından birini ortaya çıkardı. En iyi korunmuş kalıntılar arasında Celsus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı, 25 bin seyirci kapasiteli Büyük Tiyatro ve karmaşık mozaikler ve freskler içeren teras evler yer alıyor.</p>

<p><img alt="135274,Unescoefes08" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135274unescoefes08.png" / width="640" height="427"></p>

<h3>Geçmişe Açılan Bir Pencere</h3>

<p>Bugün mermer döşeli sokakları, tapınakları, kütüphaneleri ve diğer kamu binalarıyla Efes'te yürümek, Roma döneminde yaşamın nasıl olduğuna dair bir fikir veriyor. Alan çok iyi korunmuş ve ziyaretçilerin bu antik metropolün ihtişamını ve görkemini deneyimlemelerine olanak sağlıyor. Tarihe ilgi duyuyorsanız, Efes İzmir'de gezilecek yerler listenizin başında yer almalıdır. Bu UNESCO Dünya Mirası alanını keşfetmek, zamanda geri adım atmak gibidir.</p>

<h3>Efes'te Görülmesi Gereken Kalıntılar ve Yapılar</h3>

<p>Antik dünyanın en büyük Roma şehirlerinden biri olan Efes, sizi zamanda geriye götürecek çarpıcı kalıntılar ve simge yapılar içerir. Mermer sokaklarda dolaşırken, Roma İmparatorluğu döneminde yaşamın nasıl olduğuna dair bir fikir veren görkemli yapılarla karşılaşacaksınız.</p>

<p><img alt="Ephesus Celsus Library Façade" class="detail-photo img-fluid" height="517" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/ephesus-celsus-library-facade.jpg" width="667" /></p>

<h3>Celsus Kütüphanesi</h3>

<p>Bu muhteşem kütüphane MS 135 yılında 12 bin parşömeni saklamak için inşa edilmiştir. Sadece dış cephesi kalmış olsa da, Efes'in en çarpıcı kalıntısı olarak kabul edilmektedir. İki katlı sütunları ve karmaşık detaylarıyla Roma mimarisinin en iyi örneklerinden biridir. Kütüphanede ayrıca bir iç avlu, okuma odaları ve parşömenler için depolama odaları bulunuyordu.</p>

<p><img alt="Ephesus Theater" class="detail-photo img-fluid" height="507" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/ephesus-theater.jpg" width="676" /></p>

<h3>Büyük Tiyatro</h3>

<p>Bu devasa tiyatro MÖ 3. yüzyılda inşa edilmiştir ve 25 bin seyirci kapasitesine sahiptir. Gladyatör dövüşleri ve performanslar için kullanılmıştır. Akustik o kadar inanılmazdır ki en üst sıradan bir fısıltıyı bile duyabilirsiniz! Tiyatro aynı zamanda, İncil'in Elçilerin İşleri kitabında kaydedildiği üzere, gümüşçülerin Pavlus ve ilk Hristiyanlara karşı bir isyan başlattığı yerdir.</p>

<p><img alt="Efez Hadrian Temple R B" class="detail-photo img-fluid" height="515" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/efez-hadrian-temple-r-b.jpg" width="686" /></p>

<h3>Hadrian Tapınağı</h3>

<p>MS 138 yılında Roma İmparatoru Hadrian'a adanan bu süslü tapınak, güzel sütunlara ve karmaşık detaylara sahiptir. Efes'in en iyi korunmuş yapılarından biri olan tapınak, Korint mimari tarzında tasarlanmıştır. Tapınak, hükümdarlığı sırasında Hadrian'a ibadet etmek ve onu onurlandırmak için kullanılmıştır.</p>

<p><img alt="Efez Nymphaeum Of Trajan R B" class="detail-photo img-fluid" height="521" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/efez-nymphaeum-of-trajan-r-b.jpg" width="694" /></p>

<h3>Curetes Caddesi</h3>

<p>Bu mermer döşeli cadde, Efes'in kalbinden geçerek antik kentin birçok simge yapısını birbirine bağlamaktadır. Sütunlarla kaplı bu cadde, bir zamanlar şehrin mağazalar, çeşmeler ve hareketli aktivitelerle dolu ana caddesiydi. Bu caddede yürürken, cilalı taş yolu dolduran savaş arabaları ve vatandaşlarla Roma döneminde nasıl bir yer olduğunu neredeyse hayal edebilirsiniz.</p>

<p>Efes'te Trajan Çeşmesi, Genelev ve Meryem Ana Kilisesi gibi daha pek çok çarpıcı kalıntı bulunmaktadır. Mimari harikaları ve tarihe bakışıyla Efes, Türkiye'de ziyaret edilecek yerler listenizin başında yer almalıdır. Bu antik mermer sokakları keşfetmek size zamanda yolculuk yapmışsınız gibi hissettirecek.</p>

<p><img alt="135273,Unescoefes07" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135273unescoefes07.png" / width="640" height="427"></p>

<h3>Efes'in Antik Sokaklarında Yürüyüş</h3>

<p>Efes'in en görkemli girişi olan Magnesia Kapısı'ndan girdiğinizde kendinizi şehrin ana caddesi olan Liman Caddesi'nde yürürken bulacaksınız. Etkileyici kamu binaları ve hareketli mağazalarla kaplı bu cadde, Efeslilerin günlük yaşamına bir bakış atmanızı sağlayacaktır.</p>

<p>Bu antik sokaklarda yürürken, bin 800 yıl önce Efes'te yaşanan tipik bir günün telaşını neredeyse duyabilirsiniz. Şehrin mimarisi ve mühendislik harikalarının güzelliği ve ihtişamı, Roma Küçük Asya'sının refahı ve sofistikeliğine bir bakış atmanızı sağlar. Efes, Akdeniz'in en iyi korunmuş antik kentlerinden biri olma ününü hak ediyor.</p>

<h3>Erken Dönem Hristiyanlıkta Efes'in Önemi ve Mirası</h3>

<p>Efes erken dönem Hristiyan faaliyetlerinin önemli bir merkeziydi ve Hristiyanlığın yayılmasında kilit bir rol oynadı. Elçi Pavlus, misyonerlik seyahatleri sırasında ziyaret ettiği diğer yerlerden daha uzun bir süre, iki yıldan fazla bir süre Efes'te yaşamıştır. Orada Hristiyan cemaatinin kurulmasına yardımcı olmuş ve ilk kiliseyi inşa etmiştir. Pavlus'un Yeni Ahit'te yer alan Efeslilere Mektubu'nun Efes'teki Hristiyanlar için yazıldığına inanılmaktadır.</p>

<h3>Efes Konseyi</h3>

<p>Şehir, MS 431 yılında çok önemli Üçüncü Efes Ekümenik Konsili'ne ev sahipliği yapmıştır. Konsil, Konstantinopolis Patriği Nestorius'un Mesih'in doğasına ilişkin öğretileri üzerine çıkan anlaşmazlıkları ele almak üzere toplanmıştır. Konsil, İznik İnancı'nı ve Meryem Ana için "Tanrı'nın Annesi" unvanını onayladı. Bu, Efes'in ilk kilisenin oluşum yıllarında Hristiyan düşüncesinin önde gelen bir merkezi olmasını sağlamıştır.</p>

<p><img alt="House Of The Virgin Mary" class="detail-photo img-fluid" height="453" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/house-of-the-virgin-mary.jpg" width="680" /></p>

<h3>Meryem Ana'nın Evi</h3>

<p>Efes'in aynı zamanda İsa'nın annesi Meryem'in ölümüne kadar yaşadığı son evi olduğu söylenmektedir. Meryem Ana Evi'nin, Bülbül Dağı'nda (Koressos Dağı) bulunan son konutu olduğuna inanılmaktadır. Her ne kadar gerçekliği tartışılsa da, burası bugün hala popüler bir hac yeridir. Ev, 1881 yılında Fransız rahip Julien Gouyet tarafından keşfedilmiş ve o zamandan beri bir Katolik tapınağı ve müzesi haline gelmiştir.</p>

<h3>Unutuluş ve Yeniden Keşif</h3>

<p>Zaman içinde Efes'in bir Hristiyanlık merkezi olarak önemi azalmıştır. Şehir en sonunda 15. yüzyılda terk edilmiştir. Ancak 19. yüzyılda yeniden keşfedilmesi ve kazılması, erken dönem Hristiyanlığa yeni bir ışık tutmuş ve Efes'i yeniden ön plana çıkararak inancın erken yayılması ve gelişmesindeki rolünün önemini ortaya koymuştur. Antik kent, Hristiyanlığın başlangıcının ve Efes'in ilk kilise üzerindeki derin etkisinin bir anıtı olarak durmaktadır.</p>

<p>Efes'in erken dönem Hristiyanlık üzerindeki mirası ölçülemez. MS ilk yüzyıllarda Hristiyan düşünce ve faaliyetlerinin merkezi olan Efes, günümüze kadar varlığını sürdüren temel Hristiyan inanç ve geleneklerinin şekillenmesine yardımcı olmuştur. Efes'i keşfetmek, Hristiyanlığın doğuşuna bir bakış ve en etkili ilk misyonerlerinden biri olan Pavlus'un ayak izlerinde yürüme şansı sunuyor.</p>

<p><img alt="135269,Unescoefes03" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/135269unescoefes03.png" / width="640" height="427"></p>

<h3>Efes'i Ziyaret Etmek İçin İpuçları:</h3>

<h3>Erken gidin</h3>

<p>Kalabalığı yenin ve mümkün olduğunca erken gelin. Efes sabah 8'de açılıyor, bu yüzden kapılar açıldığında hemen oraya gidin. Sadece en büyük kalabalıktan kaçınmakla kalmayacaksınız, aynı zamanda sabah ışığı da fotoğraflar için mükemmeldir. Sanki her yer size aitmiş gibi hissedeceksiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Rahat ayakkabılar giyin</h3>

<p>Efes engebeli arazide çok fazla yürümeyi gerektirir, bu nedenle iyi destekli rahat ayakkabılar giyin. Antik kent 170 dönümden fazla bir alanı kaplayan büyük bir yerdir ve bazı yollar diktir. Ayaklarınızın ağrıması ziyaretinizi kısa kesmek isteyeceğiniz son şeydir.</p>

<h3>Güneş koruması önemli</h3>

<p>Efes, özellikle yaz aylarında çok sıcak olur, bu nedenle güneşten korunun. Şapka, güneş gözlüğü ve güneş kremi kullanın ve susuz kalmamak için yanınızda bir şişe su bulundurun. Alanın içinde içme çeşmeleri vardır, ancak sıcakta uygun şekilde susuz kalmamak önemlidir.</p>

<h3>Rehberli tura katılın</h3>

<p>Efes'i kendi başınıza keşfedebilirsiniz, ancak rehberli bir tura katılmak kalıntıları hayata geçirmenize yardımcı olur. Rehberler, Roma mimarisi ve antik kentte yaşamın nasıl olduğu hakkında tarihsel bağlam sağlar. Ayrıca fotoğraflar için en iyi noktaları önerebilir ve kendi başınıza gözden kaçırabileceğiniz ayrıntılara işaret edebilirler.</p>

<h3>Efes Müzesi'ni ziyaret edin</h3>

<p>Antik kenti keşfettikten sonra, kazılar sırasında bulunan eserleri görmek için yakındaki Selçuk'ta bulunan Efes Müzesi'ne gidin. Öne çıkan eserler arasında anıtsal heykeller, sikkeler, mücevherler ve mozaikler bulunmaktadır. Müze, bu UNESCO Dünya Mirası alanını ve Romalı sakinleri için hayatın nasıl olduğunu anlamanıza yardımcı olur. Sakın kaçırmayın!</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-efes</guid>
      <pubDate>Wed, 13 Mar 2024 21:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/03/denizcansari-some-ancient-greek-people-in-the-agora-of-ephesus-eb74a4a0-0763-4294-9103-ed6ccb4bfa1d.png" type="image/jpeg" length="89320"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir 101 | Beledi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/izmir-101-beledi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/izmir-101-beledi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'in Tire ilçesi, kentin zengin tarihi ve kültürünün bir parçası olan geleneksel el sanatlarından "Beledi Dokuması" ile adından söz ettiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'e bağlı Tire ilçesinde nadir bulunan Süleymaniye tipi Beledi tezgahında üretilen bu özel dokuma, yaklaşık 500 yıllık köklü bir geçmişe sahip.</p>

<p>Beledi dokuması, Anadolu'nun özgün dokuma türlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak günümüzde, dokuma tekniğinin karmaşıklığı nedeniyle öğrenilmesi ve sürdürülebilirliği büyük bir zorlukla karşı karşıya. Bu sanatın devamını sağlayan tek tezgah, İzmir'in Tire ilçesinde bulunuyor ve son ustaları Saim Bayrı ile Ethem Tıpırdık.</p>

<p><img alt="2021 A Ralik2 20211219 2 51370956 71739077" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/2021-a-ralik2-20211219-2-51370956-71739077.jpg" / width="1120" height="765"></p>

<p>Beledi dokumasını diğer el dokumalarından ayıran en belirgin özellik, çift katlı dokunması. Bu özellik, kumaşın her iki yüzünü de motiflerle birbirine bağlayarak oldukça sağlam ve dayanıklı bir dokuma haline getiriyor. Alt yüzey beyaz renkte dokunurken, üst yüzey ise beyaz, kırmızı, yeşil, sarı, siyah, mavi ve lacivert renklerdeki motiflerle bezeli.</p>

<p>Beledi dokumasının tarihçesi 16. yüzyıla kadar uzanıyor ve tarihi kayıtlara göre Tire ve Bursa'da bu dokuma türüne rastlanıyor. 1908 tarihli Aydın Vilayeti Salnamesi'ne göre Tire'de 60 el tezgahı bulunuyor. Ancak yıllar geçtikçe bu el sanatını devam ettiren ustaların sayısı azaldı. Bugün, bu sanatı yaşatan son ustalar olan Saim Bayrı ve Ethem Tıpırdık, geçmişin izlerini geleceğe taşıyan nadir ustalar.</p>

<p>Beledi dokumaları genellikle 24 çerçeveye sahip tezgahlarda dokunuyor. Bu tezgahlarda ortaya çıkan dokuma, çift katlı ve oldukça dayanıklı bir dokuma çeşidi. Desenler bademli, kelebek, hebib döşeği, evsat, altıparmak, düzbastı, sepet gibi isimler alıyor.</p>

<p>Tire Beledi dokumalarının genişliği genellikle 60 cm uzunluğunda ve "Orta" ve "Ala" olmak üzere iki çeşidi bulunuyor. Orta dokumalarda ipek nadiren kullanılırken, Ala tipi dokumalar da ipek perdelik yapımında tercih ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="2021 A Ralik2 20211219 2 51370956 71739092" class="detail-photo img-fluid" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2024/03/2021-a-ralik2-20211219-2-51370956-71739092.jpg" / width="1120" height="747"></p>

<p>Beledi dokuması, 2020 yılında Tire Belediye ve Ticaret Odası'nın girişimleri sonucu Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından "Tire Beledi Dokuması" ismiyle tescillendi. Ancak, bu nadir el sanatını devam ettirmek, öğrenmek ve genç nesillere aktarmak için yapılan çabalara rağmen, Beledi tezgahında üretilen bu özel dokumaların sayısı giderek azalıyor.</p>

<p>Jakarlı dokumanın atası olarak kabul edilen Beledi tezgahında üretilen Tire Beledi dokumaları, günümüzde sadece geleneksel kullanım alanlarının ötesine geçmiş durumda. Bu özel dokumalar, çanta, dekoratif örtü, minder, yastık kılıfı, kravat gibi ev tekstili ürünlerinin yanı sıra giyimde de kullanılıyor. Geleneksel el sanatlarının sürdürülebilirliği için yapılan çabalara rağmen, bu nadir el sanatını devam ettiren ustaların sayısının azalması sektörde bir zorluk oluşturuyor.</p>

<p>Ancak Tire Beledi dokuması, İzmir'in zengin dokuma mirasını koruma adına yapılan çabaların bir simgesi olarak, geçmişin izlerini geleceğe taşıma konusundaki varlığını kararlılıkla sürdürüyor.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/izmir-101-beledi-nedir</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Mar 2024 22:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2024/03/whatsapp-image-2024-03-04-at-105038-1.jpeg" type="image/jpeg" length="63761"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Frenk Mahallesi'nde Bir İtalyan | De Virgili - 1846]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-de-virgili-1846</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-de-virgili-1846" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şair ve politikacı Pasquale De Virgili, 21 Haziran 1846'da arkadaşı Francesco Lattari’ye İzmir’i anlatan bir mektup gönderiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>On dokuzuncu yüzyılda Güney İtalya'nın önemli şair ve politikacılarından olan Pasquale De Virgili, 21 Haziran 1846'da arkadaşı Francesco Lattari'ye İzmir'i anlatan bir mektup gönderiyor.</em></strong></p>

<p><strong><em>Napoli'deki "Vittorio Emanuele III" Ulusal Kütüphanesi’nden çıkardığımız, dönemin İzmir’ini tasvir eden mektubu 35 Punto özel çevirisiyle tarih köşemize taşıyoruz.</em></strong></p>

<blockquote>
<p>İşte yine Asya'dayım... Sahilde üzerime çarpan her dalganın kalbimi yeniden oynattığı bir yerde; Küçük Asya'nın en büyük şehri İzmir'deyim.</p>

<p>Efes'in harabeleri, çevresindeki tepeleri arasında aralıksız koşturduğumdan dolayı ruhum da bedenim de biraz yorgun. Bu güzel havayı solumak, çarşısındaki Doğu zenginlikleri ile hasret gidermek, İzmir'in güzel kadınlarını görmek beni her seferinde rahatlatıyor.</p>

<p>Belki yarın yola çıkıp İstanbul'a gideceğim. Muhtemelen yolda Bozcaada'ya bir süre uğrayıp, gençlik yıllarımızda ancak hayal edebildiğimiz Truva'nın hikayesinin yaşandığı yeri ziyaret ederim…</p>

<p>Anadolu şehirlerinin kraliçesi, Asya'nın süsü, eskilerin dediği gibi İyonya'nın, son olarak da Homeros'un anavatanı İzmir. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, en az on kere yıkılıp on kere de yeniden ayağa kalkmayı bildi bu şehir. İlk defa Lidyalılar tarafından yıkılan kent, İskender tarafından bir adak ve bir rüya misali yeniden inşa edildi. Daha sonra aynı akıbete; Romalılar, Cenevizliler, Venedikliler, Türkler zamanında da uğradı. Bu hikayeler herkesçe bilindiği için artık İzmir’in en bilinen lakabı “Yeniden doğan şehir” ya da “Anka Şehir”.</p>

<p>Uçsuz bucaksız körfezinin tam ortasında, Asya'nın en güzel kıyılarının ve geniş panoramasının tadını çıkarmak için tahmin edeceğin gibi Pagos’a tırmandım. Burada beni küçük ama çok estetik bir amfitiyatro karşıladı. Buradan İzmir’i izlemek apayrı bir zevk.</p>

<p>Ancak neredeyse tüm Levanten şehirleri gibi İzmir, dışarıdan ne kadar güzel olursa olsun, merkezindeki mahallelerden de aynı derecede uzak durulması gereken bir şehir.&nbsp;</p>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-12-23 at 13.39.33" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-23-at-133933.jpeg" style="width: 100%" / width="1024" height="743"></p>

<p>Frenk Mahallesi şehrin en işlek bölgesi. Geri kalan her mahalle çok dar ve kirli sokaklardan oluşuyor. Tek katlı ahşap evlerin dışı kırmızı, sarı ve mavi boyalı olmasına rağmen iç konforu olmayan, yolları inanılmaz dar sokaklardan bahsediyorum.</p>

<p>Çarşıları Levant'ta üretilen her şey açısından oldukça zengin. Bazıları bu şehri bu sebepten ötürü Doğu'nun Paris'i olarak adlandırıyor.</p>

<p>Son korkunç yangının kalıntılarını ziyaret ettim ve neredeyse ağlayacaktım. 18 gün önce bir yangın daha çıkmıştı ancak yangında valinin ve burada konuşlanan tulumbacıların organize faaliyeti sayesinde büyük bir hasarın önüne geçildi.</p>

<p>Ancak artık yangınlardan sonra yeniden inşa edilen tüm evler, en azından deniz kıyısında bulunanlar taştan yapılıyor; her birinin bahçesindeki çeşmeler onları çok tatlı ve son derece pitoresk kılıyor. İzmir’de ayrıca her dil ve gelenekten, yirmiden fazla ulustan insan barış içinde yaşıyor. Her mahallede konuşulan dil başka olsa da her yerde aynı nargile, aynı tekdüze ve hareketsiz yaşam, aynı saf ve gülen gökyüzü, aynı hoş ve sarhoş edici doğa, aynı güzel kadınlar...</p>

<p>Bu civarda, yani şehrin merkezinde Kadifekale yakınındaki Kibele tapınağının bazı taşları ve gerçekten orada olduğu varsayılan Homeros'un mağarası dışında herhangi bir kalıntı bulunmuyor.</p>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-12-23 at 14.14.56" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-23-at-141456.jpeg" style="width: 100%" / width="1456" height="816"></p>

<p>İzmir’in kaleden veya Yunanların tabiriyle akropolden görünüşü çok büyüleyici. Aşağıda camiler, minareleriyle, önlerinde uzanan körfezi, ortasında yükselen selvi ormanları, onları çevreleyen ova ve yamaçlarıyla bütün şehir ayaklarımın altında. Siz selvilerin bizim ülkemizde mezarlıkların etrafında çokça bulunmasına bakmayın. Selvi ağacı doğu kültüründe yaşamın işaretidir.</p>

<p>Meles boyunca ve deniz kıyısında bizim mimarimize benzeyen çok sayıda ahşap kafe bulunuyor. Bu meyve mevsiminde buradaki herkes harika bir hareketlilik içinde. Küçük Asya'nın iç kesimlerinden her gün&nbsp;develerle 50 veya 100 kişilik tüccar grupları İzmir’e ulaşıp, yüklerini Han adı verilen ticari işletmelerin büyük avlularına bırakıyorlar. Handa satışa hazırlanan ürünler daha sonra yurtdışına gönderilmek üzere limana naklediliyor. Tüccar olacaksan İzmir’de olacaksın! Burada ticaret ile uğraşanlar çok iyi para kazanıyor.</p>

<p>Osmanlı İmparatorluğu'nun şehirleri arasında, bana göre İzmir, Batı’nın her yerinde tezahür eden medeniyetin ilerlemesine katılma konusunda en canlı coşkuyu hisseden şehirdir. Büyük zorluklara, savaşlara, geleneklere ve dine rağmen; birliktelik ruhu zaten bunda kök salmış görünüyor.</p>

<p>Sanayinin geliştirilmesine uygun bir takım kurumların oluşturulma ihtimali buradaki halkı çok heyecanlandırmış olsa da, şehirdeki tüccarlar bu gelişime destek verip, yatırım yapmamışlar. Haliyle İzmir’in sahip olduğu potansiyelle doğru orantılı geliştiğini söyleyemeyiz. Bununla birlikte sürekli olarak yangınların, depremlerin, vebaların, kısacası tüm insani ve ilahi belaların musallat olduğu bu şehrin ayakta kalmasının da yegane sebebi, o sanayiye yatırım yapmayan ama halka karşı cömertliği ile nam salmış o tüccarlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-12-23 at 14.12.28" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-23-at-141228.jpeg" style="width: 100%" / width="1456" height="816"></p>

<p>Dün akşam Smyrna'ya 15 saat uzaklıktaki Efes harabelerine zorlu ve dağlık bir yoldan giderek yaptığım geziden yarı ölü döndüm. Bana bir Alman, bir Yahudi arkadaşım ve iki Tatar rehber eşlik ediyordu. Efes’e arzularla, anılarla, yanılsamalarla dolu olarak gittim; Diana tapınağının kalıntılarını görmek beni başta çok umutlandırdı. Ama harabe şehirde kayda değer çok az şey buldum. Prime ve Corisso adlı iki dağ arasındaki dar vadide dağınık harabeler vardı ama kırık duvarlar ve sütun parçalarından başka bir şey yoktu. Antik Efes tekrar yeryüzüne çıkabilir mi dersin?&nbsp;</p>

<p>Ancak buradaki hayal kırıklığım yerini Ayasofya'daki ünlü tapınağı ve İstanbul’un diğer anıtlarını görme umuduyla yer değiştiriyor. En azından o eserlerin hala orada, yerin üzerinde olduğunu biliyorum.</p>

<p>Efes’in şehir surlarından çok uzakta olmayan bir tapınağın kalıntıları, ilkinden daha küçük olup, bu tapınağın Büyük İskender'in doğumuyla aynı gün Herostratus tarafından yakıldığına inanılmaktadır. Karşı tarafta on altı sütunun üzerinde yükselen küçük bir kutsal alan vardır. Daha ileride başka kalıntılar da var ama hepsi şekilsiz, aptalca, esrarengiz olmaktan ziyade önemsiz. Sonuçta, büyük olayların ve tarihi eserlerin yeri, yanılsamaları artırmasa bile, ki bu çok nadir olur, en azından tatlı ve melankolik bir duyguyla kalbimi gıdıklamaya yetiyor.</p>

<p>Paganizmin en büyük tapınaklarından birinin, dünyanın yedi harikasından birinin bulunduğu yerleri ziyaret ederken bana ve eğitimli arkadaşlarıma ne oluyor? Neden böyle heyecanlanıyoruz? Tekrar ediyorum, pek çok ihtiras ve katliama sahne olan o yerler buralar: Kroisos, İskender ve Lysimakhos, Mithridates, Sulla ve daha niceleri… İnsanlığın büyük trajikomedisinde birbirleri için çok büyük roller oynayan bu yerler bize ilham olarak tarihteki rollerini ölümsüzleştiriyorlar sanırım.</p>

<p>Görüşmek üzere.</p>

<p>P. De Virgili</p>
</blockquote>

<p><strong><span style="color:#c0392b;">Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/frenk-mahallesinde-bir-italyan-de-virgili-1846</guid>
      <pubDate>Sat, 23 Dec 2023 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-23-at-152038.jpeg" type="image/jpeg" length="13698"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'in Tarihi Noktaları | Birgi]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-birgi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-birgi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birgi, İzmir'in doğal ve beşeri güzellikleriyle bezenmiş topraklarında, tarihi derinlikleriyle büyüleyen köylerden biri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'in doğal ve beşeri güzellikleriyle bezenmiş topraklarında, tarihi derinlikleriyle büyüleyen köylerden biri olan Birgi, şehrin kültürel mirasının en önemli parçalarından biri konumunda. Genellikle merkezde veya çevre ilçelerde birkaç yapının tarihi anlamda öne çıktığı şehirde bütün bir yerleşim yeri olarak kültürel mirasın parçası olan Birgi, bu açıdan da farklı bir öneme sahip. İzmir'in 100 km kadar içerisinde, Ödemiş ilçesine bağlı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ndeki köy, tarihi zenginlikleri, mimari dokusu ve doğal güzellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="IMG_2263" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2263.JPG" style="width: 100%" / width="3110" height="2073"></p>

<h3>Çakırağa Konağı</h3>

<p>Birgi'nin göz alıcı tarihi yapılarından biri olan Çakırağa Konağı, zengin bir deri tüccarı olan Çakıroğlu Mehmet Bey tarafından 1761 yılında inşa edilmiştir. Konak, üç katlı olup içerisinde taşlık, mutfak, ahır, misafir odaları ile yazlık ve kışlık alanları bulunuyor. Odalarındaki duvar resimleri, tavan süslemeleri, kalem işleri ve ahşap oymacılık örnekleri, dikkat çekici sanat eserleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Çakıroğlu Mehmet Bey, İzmirli ve İstanbullu iki hanımla evlenmiş. Eşlerinin memleket özlemi çekmemesi için odalarının duvarlarına İzmir ve İstanbul manzaralarının resmedilmesini sağlamış. Bugün, bu duvar resimleri sadece o dönemin şehirlerinin izlerini taşımakla kalmayıp aynı zamanda o dönemin resim sanatının önemli örnekleri arasında yer alıyor.</p>

<p>1990'ların başında restore edilen Çakırağa Konağı, günümüzde Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak Osmanlı döneminin günlük yaşantısına ışık tutan bir müze-ev olarak ziyaretçilere hizmet vermeye devam ediyor.</p>

<p><img alt="IMG_2242" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2242.JPG" style="width: 100%" / width="4914" height="3129"></p>

<h3>Birgi Ulu Cami</h3>

<p>Birgi Ulu Cami, Aydınoğulları Beyliği'nin günümüze ulaşan en eski yapılarından biri olma özelliğine sahip. İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Birgi kasabasında bulunan caminin yapımına, Aydınoğlu Mehmed Bey tarafından 1312 yılında başlanmıştır. Dönemindeki örneklerine göre geniş bir araziye konuşlanan yapı; medrese, türbe, hamam ve camiden oluşan bir külliye özelliği taşıyor.</p>

<p>Yapı, eğimli bir araziye inşa edilmiş olup, kullanılan malzemeler ve zemindeki izler, eski bir yapı temeline dayandığını ve bu önceden var olan kalıntılardan geniş ölçüde faydalanıldığını gösteriyor. Yapıda moloz taş, mermer ve tuğla malzemeler kullanıldığı anlaşılıyor. Kaynaklarda, kuzey cephesinin 1930’lu yıllarda bir son cemaat yerine sahip olduğuna,&nbsp;buranın 1944 yılındaki depremde yıkıldığına değiniliyor.</p>

<h3>Derviş Ağa Cami&nbsp;</h3>

<p>Bu cami, Derviş Ağa tarafından 1663 tarihinde yaptırılmış. Evliya Çelebi'den öğrenildiğine göre caminin yanında 70 hücreli Derviş Ağa Medresesi ile 200 dükkân, iki han ve bir de hamam bulunuyordu. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunuyor.<br />
Caminin önünde iki sütunlu ve duvar uzantıları ile de üç bölüme ayrılan bir son cemaat yeri bulunuyor. Son cemaat yerinin geç devirde yapılmış bir saçakla üzeri örtülmüş durumda. İbadet mekânı giriş kapısının iki yanında altlı üstlü birer, iki yan duvarda yine altlı üstlü ikişer, mihrabın iki yanında da birer pencere ile aydınlatılıyor.</p>

<p><img alt="IMG_2276" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2276.JPG" style="width: 100%" / width="3110" height="2073"></p>

<p>Birgi, sadece tarihi yapılarıyla değil, aynı zamanda doğal güzellikleriyle de göz kamaştırıyor. Eşsiz doğa manzaraları, yeşillikler içerisinde saklı kalmış köy evleri ve dar sokaklarıyla ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. Özellikle sonbaharın renk cümbüşüyle bezeli manzarası, doğaseverleri cezbediyor.</p>

<p>Köydeki lezzet durakları da ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Yöresel lezzetlerin sunulduğu restoranlar ve kafeler, Birgi'nin kültürel zenginliğini damak tadıyla buluşturuyor. Köydeki el yapımı ürünlerin satıldığı küçük dükkanlar ise alışveriş tutkunlarını cezbediyor.</p>

<p>Birgi, kültürel etkinlikleriyle de ön plana çıkıyor. Yıl boyunca düzenlenen festivaller, konserler ve sergiler köye ayrı bir renk katıyor. Bu etkinlikler, hem köy halkının bir araya gelmesini sağlıyor hem de ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşatıyor.</p>

<p>Ancak Birgi'nin sadece turistik bir mekan olmadığını belirtmek gerekir. Köy, aynı zamanda hala aktif bir yerleşim yeri olarak hayatını sürdürüyor. Geleneksel el sanatlarıyla uğraşan yerel halk, köylerini ve kültürlerini yaşatma konusundaki kararlılıklarıyla dikkat çekiyor.</p>

<p><img alt="IMG_2277" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2277.JPG" style="width: 100%" / width="3110" height="2073"></p>

<h3>Ödemiş Kadın Kooperatifi</h3>

<p>Birgi’de bulunan Ödemiş Yöresi Kadın, Çevre, Kültür ve İşletme Kooperatifi, Sabancı Vakfı’nın “Fark Yaratanlar” programı kapsamında “İpekle Geleceğini Doku” projesinin bir ürünü olarak kurulmuş. Bu projede, Birgi ve Ödemiş’teki kadınların el emeği ile hem ipek dokumacılığı yeniden canlandırılıyor hem de kadınlar için istihdam olanakları yaratılıyor. Buradaki atölyede üretilen ürünler, Ödemiş merkezdeki Yıldız Kent Arşivi Müzesi’nde satışa sunuluyor.</p>

<p><img alt="IMG_2319" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2319.JPG" style="width: 100%" / width="3370" height="2247"></p>

<h3>700 Yıllık İpekçilik Tecrübesi</h3>

<p>Ödemiş’te ipek böceği yetiştiriciliği ve ipek dokumacılığının tarihi 1300’lü yıllara kadar uzanıyor. Zamanla verilen göçlerle bu zanaat da kaybolmaya yüz tutmuş olsa da şimdilerde yürütülen projelerle yeniden canlandırılmaya çalışılıyor. Birgi'ye geldiğinizde ipekli şal ve peştamal gibi geleneksel ürünlere göz atmak isteyebilirsiniz.</p>

<p>İzmir'in mistik atmosferiyle bezeli Birgi Köyü, tarihi ve doğal güzellikleriyle hem yerel halkın hem de ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Bu köy, zamanda bir yolculuk yapmak isteyen herkes için benzersiz bir durak olarak öne çıkıyor.</p>

<p><img alt="IMG_2310" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/img-2310.JPG" style="width: 100%" / width="4147" height="2765"></p>

<h3>Dünyanın En İyi Turizm Köyleri Arasına Seçildi</h3>

<p>Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) tarafından belirlenen 2022 En İyi Turizm Köyleri listesine seçilen 32 turizm köyünden biri olan Birgi, Mart ayında Suudi Arabistan’da düzenlenen törenle ödülüne kavuştu.</p>

<p>Kültürel ve doğal kaynaklar, kültürel değerlerin korunması ve tanıtılması, ekonomik sürdürülebilirlik, sosyal sürdürülebilirlik, çevresel sürdürülebilirlik, turizmin gelişimi ile değer zincirinin entegrasyonu, altyapı ve erişilebilirlik, sağlık, emniyet ve güvenlikten oluşan 9 kriter üzerinden değerlendirmelerin yapıldığı yarışmaya 2022’de 57 ülkeden 130 başvuru yapılmıştı.</p>

<p>Türkiye’den bu listede yer alan tek turizm köyü olma özelliğini taşıyan Birgi, UNESCO Dünya Mirası listesi yolculuğuna emin adımlarla&nbsp;devam ediyor.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b;">35 Punto</span></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/izmirin-tarihi-noktalari-birgi</guid>
      <pubDate>Sun, 17 Dec 2023 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/12/img-2280-1.JPG" type="image/jpeg" length="72761"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir 101 | Kız Bergama Nedir?]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/izmir-101-kiz-bergama-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/izmir-101-kiz-bergama-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarih boyunca kendine özgü desenleriyle dikkat çeken Kız Bergama Halısı, sıra dışı bir aşk öyküsüyle anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk kültürünün zengin dokuma geleneğinden gelen ve tarih boyunca kendine özgü desenleriyle dikkat çeken Kız Bergama Halısı, sıra dışı bir aşk öyküsüyle anılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Kız Bergama" diye adlandırılan dokuma tarzının&nbsp;kökenleri, Anadolu'nun eski dokuma türlerinden olan halı ve kilim geleneğine dayandırılıyor.&nbsp;Bergama bölgesi, tarih boyunca halı ve kilim dokumada önemli bir merkez olmuştur.</p>

<p>Bergama’da dokumacılık ile ilgili en çok öne çıkan bölge, Yağcıbedir yöresi olarak anılıyor. Bugün birçoğu Dikili sınırları içinde bulunan, Bergama ilçe merkezinin kuzeybatısındaki Kuzuluk Dağı’nın güneybatı yamaçlarında kurulan Kocaoba, Kıroba, Yenice, Samanlıkköy, Çağlan, Sağancı, Pınarköy, Mazılı ve Kızılçukur köyleri bu yöreye ait, dokumacılıkla nam salmış en önemli köyler. Yöre halkına ise Yağcıbedir Yörükleri adı veriliyor.</p>

<p>Bergama ve çevresi, tarih boyunca kuş, koç boynuzu, hayat ağacı gibi stilize edilmiş bitki ve hayvan motifleriyle özgün kompozisyonlarıyla dünya çapında bir üne sahip.</p>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-12-15 at 11.15.12" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-15-at-111512.jpeg" style="width: 100%" / width="1024" height="768"></p>

<p>Bu yörede dokunan en yaygın motif “oba namazlası” veya yaygın adıyla “Kız Bergama” motifi. Bu motifin yöre halkı arasında söylene gelen ilginç bir hikayesi mevcut. Çağlan köyünden, çocukluğunda dokumayı anneannesinden öğrenen ve yaklaşık 50 yıldır halı dokuyan Nazire Hanım&nbsp;hikayeyi şöyle anlatıyor: “Bir zamanlar Bergama çevresinde bir Türkmen Beyi’nin oğlu ile obada yaşayan bir kız birbirlerini severler. Fakat kız olayı babasına söyleyemez ve obadan uzaklaşmaya karar verir. Obada kızın ailesi ile Bey’in ailesi arasında husumet çıkar. Neticede oba ikiye ayrılır. Olayın daha da büyümemesi için Bey erkek tarafını alır ve Balıkesir Sındırgı tarafına göç eder, kız tarafı ise Bergama’da kalır. Kız Bergama motifi ise bu hikayeyi anlatır.”</p>

<p>Halıda kullanılan desenler ise bu aşk öyküsünü sembollerle anlatıyor. Kırca alma, ak alma, çapa, saç bağı, yıkım, tarak, ayna, karagöz, su gibi motifler, Bergama'nın kültürel zenginliğini ve bu özel aşk hikayesini yansıtıyor.</p>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-12-15 at 11.14.03" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-15-at-111403.jpeg" style="width: 250px; float: left; margin-left: 5px; margin-right: 5px; height: 317px;" / width="703" height="892"></p>

<p>Bergama Kız Halısı, sadece bir dokuma örneği olmanın ötesinde, İzmir kültürünün derinliklerine uzanan bir hikayeyi ve gelenekleri gelecek nesillere taşıyan önemli bir miras olarak kabul ediliyor. Bu halı, sadece el emeği ve kültürel birikimin değil, aynı zamanda aşkın ve sadakatin de sembolü olarak anlam kazanıyor.</p>

<p>Halıda kullanılan her motifin bir olayı, kişiyi veya durumu ifade ettiği de ayrıca belirtiliyor. Yağcıbedir yöresi halılarında çoğunlukla beyaz, kırmızı, koyu lacivert ve siyah renkleri kullanılıyor. Geçmişte yöredeki insanların günlük yaşamının bir parçası olarak her türlü özel zaman için ayrı ayrı halı dokunurken bugün ticari amaçla dokuma hala yörede devam ediyor. Yörede halı çeşidi geçmişte daha fazlayken bugün ise geleneği devam eden hakim motifin Kız Bergama Halısı olduğunu söyleyebiliriz.</p>

<p>Bergama Kız Halısı, İzmir kültürünün ve el sanatlarının zenginliklerinden biri olarak günümüzde de değerini koruyarak öne çıkmaya devam ediyor. Bu özel halı, geçmişten günümüze uzanan bir köprü olma özelliği taşıyor ve İzmir'in kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturuyor.</p>

<p><span style="font-weight: bold; color: rgb(192, 57, 43);">35 Punto</span></p>

<p><em>*Kapak görselinde yapay zeka kullanılmıştır.</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/izmir-101-kiz-bergama-nedir</guid>
      <pubDate>Fri, 15 Dec 2023 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/12/whatsapp-image-2023-12-15-at-111902.jpeg" type="image/jpeg" length="92027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de Neler Gördüm? | Images - 1941]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/turkiyede-neler-gordum-images-1941</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/turkiyede-neler-gordum-images-1941" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[100'üncü yılında Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak ve hatırlatmak için...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugün sadece cumhuriyeti değil, bölük pörçük tebaaların, birbirinden haberi olmayan kasabaların, kentlerin birleşerek Anadolu’da bir ulus olmasının, halkının her ferdinin birey olmasının da 100’üncü yılını kutluyoruz.</em></p>

<p><em>En azından Türkiye için cumhuriyet; sadece bir yönetim biçimini ifade etmez. Aynı zamanda köklü ve hızlı değişimlerin de miladı olduğu için halktaki karşılığı bambaşkadır. Lakin bu karşılık, son yıllarda atlattığımız ve atlatmakta olduğumuz birçok badire arasında bir miktar erozyona uğruyor. Hikayemizin nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğimizi bir bayrak ve bir de fotoğrafa indirger olduk.</em></p>

<p><em>İmkanlar çerçevesinde eşine az rastlanır sosyolojik ve iktisadi devrimlerin büyük bir hızla ilerlediği, diğer toplumların "çölde bir vaha" olarak adlandırdığı Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak, hatırlatmak için; Mısır'da yayınlanan "Images" dergisinin 24 Mart 1941 tarihli, Cumhuriyet'in ilk 20 yılında neleri, nasıl başardığının anlatıldığı 602'nci sayısındaki tüm içeriklerin Türkçe çevirilerini 29 Ekim'den bu yana sizlerle paylaştık.</em></p>

<p><em><strong>Yazı dizimizi o sırada&nbsp;İngiliz Daily Telegraph gazetesinde Orta Doğu muhabirliği yapan ve ülkemizi de sık sık ziyaret eden yazar&nbsp;Arthur Merton'un Images dergisinde yayınlanan yazısıyla noktalıyoruz.</strong></em></p>

<p><em><strong>Mustafa Kemal'in modern gerçekçiliğine vurgu yapan Merton, Cumhuriyet devriminin getirdiği&nbsp;büyük dönüşümle küllerinden doğan Türkiye'yi anlatıyor ve bir bakıma yazı dizimizin güzel bir özetini yapıyor.</strong></em></p>

<p><em><strong>"Nice zahmet, nice emek verdi sana bu millet,<br />
Yaşa sen Cumhuriyet!"</strong></em></p>

<blockquote>
<p><strong>Ben Türkiye'de İken...</strong></p>

<p>Savaşın mevcut ve gelecekteki gelişiminde Türkiye öncü bir rol oynuyor ve daha çok oynaması için de baskı yapılıyor. Bu durum sadece coğrafi konumundan değil, aynı zamanda Ortadoğu'da edindiği manevi ve maddi konumdan da kaynaklanmakta. “Avrupa'nın hasta adamının” Batı ülkelerinin oyuncağı olduğu günler çoktan geride kaldı. Kendi küllerinden yeni bir ruhla doğan Zümrüdüanka Kuşu gibi, eski Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntılarından yenilenmiş bir Türkiye yükseldi. Bu nev-i şahsına münhasır ülke yaradılışını Mustafa Kemal Atatürk'ün modern gerçekçiliğine, dinamik kişiliğine ve ilhamına borçlu.&nbsp;</p>

<p>Savaşın sonunda Türkiye kendisini kaotik bir durumun içinde buldu. Ordusu yok edildi, halkının morali bozuldu, sahip olduğu az sayıdaki endüstri mahvoldu ve mali durumu çok kötü bir hale geldi. Bugün ise Türkiye güçlü ve istikrarlı bir hükümete sahip.</p>

<p>Genel güvenlik mükemmel bir şekilde sağlanıyor, yolsuzluk artık mahkemeleri zehirlemiyor. Ülkenin mali durumu sağlam temellere dayanıyor ve ekonomik büyüme her yıl istikrarlı bir şekilde artıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ise bu süreçte hem dış görünüş hem de düşünce biçimleri itibarıyla tamamen dönüşüme uğradı. Artık Türk gençlerinin geleceğe dair inançları, umutları var.</p>

<p>Savaş sona erdiğinde ve mütareke Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasına hükmettiğinde, umutsuzluğa kapılmayı reddeden, yine de vatanının büyük kaderine olan inancını ilan eden neredeyse tek kişi Atatürk'tü. Askeri başarıları onu ulusun idolü haline getirdi, demokratik fikirleri ise ulus üzerindeki nüfuzunu arttırdı. Ona her zaman rehberlik eden bu yanılmaz ve yenilmez içgüdü, Türklerin zihnindeki hakimiyetini kesinlikle güçlendirdi.</p>

<p><strong>Bu ahlaki dönüşüme en çok katkıda bulunan unsurlar, din işleri ile devlet işlerinin ayrılması ve kadının özgürleşmesiydi.</strong> Atatürk, yeni bir Türkiye'nin inşa edilebilmesi için yönetimsel olarak geçmişten tamamen kopmanın gerekli olduğunu anlamıştı. Bu hususu fark etmek ile çözmek arasında ciddi bir fark mevcut. Mustafa Kemal bu düşünsel devrimi biçimselleştirmekle kalmayarak, halkının devrimleri içselleştirmesini de kısa zamanda başardı.</p>

<p>Devlet ile dinin birbirlerinden ayrılması hiçbir zaman İslamiyetin Türkiye'de yasaklanması anlamına gelmedi. Burada her türlü inanca hoşgörü gösteriliyor ve her yerde gördüğünüz camiler, İslam'ın hâlâ Türk milletinin ekseriyetinin dini olduğunun somut bir kanıtı.</p>

<p><strong>Kadınlar Türkiye’nin ulusal rönesansında büyük rol oynuyor.</strong>&nbsp;Şehirlerin sokaklarında örtülü bir kadına rastlamak artık çok kolay değil. Hepsi Avrupa tarzında ve en modern şekilde giyinmiş şekilde işlerine, okullarına gidiyorlar. Artık Türk kadını kamusal alanın her noktasında diyebiliriz; devlet idarelerinde, yargıç ve avukat olarak mahkemelerde, laboratuvarlarda ve hatta orduda. Kadınlar şimdiye kadar girdikleri her alanda erkekler kadar başarılı olabileceklerini kanıtlıyorlar. Bu alanlara havacılık da dahil. Atatürk'ün evlatlık kızlarından biri ülkenin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen’dir. Atatürk'ün katıldığı son askeri geçit töreninde hava kuvvetlerine katılan Gökçen, genç kızları ticari havacılık için eğiten Türk Kuşu Derneği’nin de başkanı.</p>

<p>Atatürk, Türkiye’nin bir dönem değil, devamlı olarak ilerlemesini istediği için gelecek nesillerin de buna göre yetiştirilmesi ve <strong>ülkenin yüzünün Batı’ya çevrilmesi gerektiğini anlıyordu.</strong> Osmanlı’dan kalan mevcut eğitim sistemini tamamen kaldırdı ve yerine çağdaş anlayışlara dayanan bir eğitim sistemi getirdi. Mevzuat da Avrupa’nın alışkanlıklarına göre değişti. Bunun en büyük sebebi ise ticaretin aksamamasıydı. Resmi tatil&nbsp;cuma yerine artık pazar oldu. Erkeklere artık fes giymemeleri ve tüm Arap kıyafetlerinin artık giyilmemesi emredildi. Arap harflerinin yerini de Latin alfabesi aldı.</p>

<p>Sosyal ve idari reformlarla birlikte endüstriyel bir rönesans sağlandı. Her zaman ünlü olan Küçük Asya'nın geniş maden kaynaklarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekildi. Araştırmalar, bu yatakların keşfedilmesini sağladı. Ankara ile Karadeniz arasında yer alan Karabük'te metal sanayi için gerekli tüm ekipmanlar imal edilip, büyük fabrikaların açılışı yapıldı. İngilizler model alınarak yapılan bu sanayi atılımı uzun süre Türkiye'nin ihtiyacını karşılayacaktır.</p>

<p>Ülkenin ihracatı da artıyor. Modern tekniklerle çalışan tekstil fabrikaları tüm hızıyla faaliyet gösteriyor ve ürünlerini başta Avrupa olmak üzere bir çok dış pazara satıyor. Tüm bu gözlemler ışığında Türkiye'nin endüstriyel ve ekonomik geleceğinin güvence altında olduğunu söylemek abartı olmaz.</p>

<p>Atatürk üç yıl önce vefat etti ve ondan boşalan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna İsmet İnönü seçildi. Yurttaşlarına yeni bir ruh veren adam sahneden kaybolmuş olsa da, Mustafa Kemal’in yarattığı rejimin ilkelerini değiştirmeden, yeni dünyaya uyum sağlayarak varlığını sürdürdüğünü memnuniyetle görüyoruz.</p>

<p>İsmet İnönü, Atatürk'ün yakın çalıştığı sadık dostu ve sırdaşıydı. Fikirlerini biliyordu ve bunun ötesinde tüm benliği ile benimsiyordu.&nbsp;İnönü, selefinin attığı temelleri sağlamlaştıracağını ve ülkesinin karşı karşıya olduğu bu yeni koşullarda, yurttaşlarına yol gösterecek doğru adam olduğunu bu Büyük Savaş döneminde yaptıkları ile kanıtlıyor.</p>

<p>Siyasi olarak Kemalist rejimin devam ettiğini söyleyebiliriz. Ancak <strong>Türkiye her geçen gün daha demokratik bir biçimde yönetiliyor.</strong> Atatürk döneminde seçimler daha çok hükümetin aday göstermesinin teyidi niteliğindeydi. Hükümetin çalışmalarının gerçek incelemesi, tamamen hükümete ait olan Halk Partisi'nin gizli toplantıları sırasında yapılırdı. Meclis önündeki müzakereler ise halkın demokrasiye alışması için yapılan birer piyesten ibaretti.</p>

<p>Atatürk öldükten sonraki ilk seçimlerde halka ve adaylara dayatma yapılmadı. İlk kez halka, dilediği kişiye oy verme konusunda tam bir özgürlük verildi. O tarihten bu yana, Meclis'e sunulan her projenin hiçbir engele maruz kalmadan eleştirilmesi talimatıyla, Halk Partisi'ni dengelemek amacıyla hükümet tarafından bir de "muhalefet" oluşturuldu.</p>

<p>Bu hareket, özünde Atatürkçülük ilkesi olan tam demokratik bir yönetime geçilmesi yolunda büyük bir adım atıldığını kanıtladı ve halk tarafından büyük bir memnuniyetle karşılandı.</p>

<p>Bugün Türkiye’de dışarıya karşı düşmanlık duygusu olmayan, kendi halkının refahı için çalışan bir rejim görüyoruz. Osmanlı İmparatorluğu'nun pek çok vilayetinin kaybedilmesi, atılan bu ileri adımlar sayesinde halkın kalbinde nefrete yer bırakmadı. Atatürk, milleti eski imparatorluğun bir engel olduğuna ikna etti.</p>

<p>Bugün İsmet İnönü'nün politikası da aynı düşüncelere dayanıyor. Türkiye'nin sömürgecilik diye bir hırsı yok. Tüm enerjisini, uzun süredir işletilmeyen maden kaynaklarına, artan nüfusunun ihtiyaçlarına nesiller boyu karşılamaya yetecek olan Küçük Asya'nın kalkınmasına yoğunlaştırmaya devam ediyor.</p>

<p>Ancak Türkiye, savaşın şu anda yaşadığı gelişmeyi göz ardı edemez ve etmiyor. Kendi bölgesini ihlal etmeye çalışan herkese karşı durmaya kararlı. Askeri açıdan kendisini yeniden örgütledi ve şu anda bu amaçla silahlanmaya ve Balkan Antantı Protokolü'nü imzalayarak kabul ettiği yükümlülükleri yerine getirmeye devam ediyor.</p>

<p>Romanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye arasında düzenlenen bu antlaşma, yalnızca bir saldırmazlık paktı değil, aynı zamanda imzacılardan birinin başka bir imzacı tarafça veya "Balkan Devleti" tarafından saldırıya uğraması durumunda verilen karşılıklı yardım garanti niteliğinde.&nbsp;</p>

<p>Nitekim Yunanistan'a karşı yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki hazırlık ve kararlılığı, Yunanistan'ın Bulgaristan tarafından sırtından bıçaklanmamasını sağladı. Aynı şekilde bu düşünceler, Yugoslavya'nın güçlenmesinde ve Mihver'in ısrarlarına boyun eğmeme kararı almasında da rol oynadı.</p>

<p>Türkiye dostlarını hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadı. İleride göreceğiz ki; demokratik idealin savunucularının, bu genç cumhuriyete yüklediği anlam her geçen gün daha da net bir şekilde anlaşılacak!</p>

<p><strong>Arthur Merton</strong></p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/turkiyede-neler-gordum-images-1941</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Nov 2023 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-09-at-163202.jpeg" type="image/jpeg" length="95362"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Genç Cumhuriyet'in Temeli: Barış | Images - 1941]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/genc-cumhuriyetin-temeli-baris-images-1941</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/genc-cumhuriyetin-temeli-baris-images-1941" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[100'üncü yılında Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak ve hatırlatmak için...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugün sadece cumhuriyeti değil, bölük pörçük tebaaların, birbirinden haberi olmayan kasabaların, kentlerin birleşerek Anadolu’da bir ulus olmasının, halkının her ferdinin birey olmasının da 100’üncü yılını kutluyoruz.</em></p>

<p><em>En azından Türkiye için cumhuriyet; sadece bir yönetim biçimini ifade etmez. Aynı zamanda köklü ve hızlı değişimlerin de miladı olduğu için halktaki karşılığı bambaşkadır. Lakin bu karşılık, son yıllarda atlattığımız ve atlatmakta olduğumuz birçok badire arasında bir miktar erozyona uğruyor. Hikayemizin nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğimizi bir bayrak ve bir de fotoğrafa indirger olduk.</em></p>

<p><em>İmkanlar çerçevesinde eşine az rastlanır sosyolojik ve iktisadi devrimlerin büyük bir hızla ilerlediği, diğer toplumların "çölde bir vaha" olarak adlandırdığı Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak, hatırlatmak için; Mısır'da yayınlanan "Images" dergisinin 24 Mart 1941 tarihli, Cumhuriyet'in ilk 20 yılında neleri, nasıl başardığının anlatıldığı 602'nci sayısındaki tüm içeriklerin Türkçe çevirilerini 29 Ekim'den 10 Kasım'a kadar sizlerle paylaşacağız.</em></p>

<p><strong><em>Yazı dizimizin 'barış' temalı bu dokuzuncu bölümünde, Türkiye’nin savaş sonrası dost ve komşu ülkelerle yaptığı antlaşmalar ele alınıyor ve barışa duyulan güçlü arzuya dikkat çekiliyor.</em></strong></p>

<blockquote>
<p><img alt="Adsız1-8" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz1-8.jpg" style="width: 676px; height: 479.15px;" / width="1874" height="1328"></p>

<p>Bu harita Türkiye'nin komşularıyla barış içinde yaşama arzusunu ortaya koyuyor. Ankara'nın önerdiği veya kabul ettiği barış / saldırmazlık antlaşmalarından yalnızca İtalya ve Bulgaristan uzak durdu. Japonya ile yapılan ticaret antlaşması hâlâ yürürlükte ancak savaş nedeniyle antlaşmanın gereklilikleri artık karşılanamıyor. Almanya ile yapılan antlaşma geçerliliğini yitirdi ve yerini İngiliz-Türk ticaret antlaşması aldı. Türkiye-Filistin antlaşması ise geliştiriliyor. Sadabat Paktı, Irak ve Afganistan ile beraber İran'ı da kapsıyor.</p>

<p><strong>Türkiye İyi Niyetini Dostluk Antlaşmaları ile Gösteriyor</strong></p>

<p>Türk politikasının üç temel ilkesi vardır: Rusya'nın dostluğu, Balkanlarda barışın korunması, Orta Doğu ülkeleri ile işbirliği. Bu ilkelerin Türkiye'nin coğrafi konumundan ilham aldığı açıktır. İki kıtanın ortasında olan Türkiye, diplomatik olarak bu iki farklı dünya arasında da dengeli bir politika izlemek durumunda.</p>

<p>Uzun süredir Rusya'nın üzerinde hak iddia ettiği Boğazların da sahibi olan Türkiye, buradan gelebilecek muhtemel tehlikeyi bertaraf etmek için Ruslarla ilişkilerini uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Ancak Karadeniz'in anahtarlarına sahip olmak, yalnızca Türk-Rus ilişkilerini etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'nin Balkan ülkeleri ile de uyumlu bir politika izlemesine yardımcı oluyor.</p>

<p>Dünya Savaşı'na yanlış tarafta katıldığı için ağır bir şekilde cezalandırılan Türkiye, kendisini acıyla sınamama bilgeliğine sahip. Bu savaşta kendi kabuğuna çekilmek, tarafsız kalmak gibi akıllıca bir karar verdi. Bu bakımdan Türk politikası yirmi yıl boyunca kendilerini ayrı tutan Sovyetlerin politikasına daha yakın bir konumda. Türkiye 1914'ten önce özellikle Avrupa satranç tahtasında hak ettiği yeri korumak konusunda endişeliydi. Mustafa Kemal'in Türkiye'si ilk olarak iç siyasetle ilgilendi: Güçlü bir ülke yaratmak gerekiyordu.</p>

<p>Çok az ulus barışı bu kadar sürekli ve bu kadar güçlü bir şekilde arzulamıştır. Türkiye, çoğu zaman Kemalist rejimin ilk yıllarındaki nüfus mübadeleleri gibi acımasız önlemler pahasına, etrafındaki bütün çatışma olasılıklarını ortadan kaldırmaya çalıştı. Türkiye kendisine karşı itiraz edilebilecek her şeyden bilinçli olarak bu yüzden vazgeçti. Bir yanda Yunanistan, Rusya, Yugoslavya, Romanya, diğer yanda İran, Afganistan, Irak, başka bir yerde... Örneğin 1936 antlaşması Mısır ile Türkiye arasında askıda kalan meseleleri çözdü. Bu genç cumhuriyetin iyi komşuluk ilişkileri bugün bile Japonya ve Polonya gibi uzak ülkelere kadar uzanıyor.</p>

<p>Türkiye, ilk Türk-Yunan antlaşmasının uzantısı olan Balkan Antantı’na bağlı kalarak bilinçli olarak Sofya'ya karşı açık tavır aldıysa da, bunun nedeni Bulgar revizyonizminin ciddi anlamda endişe verici olmaya devam etmesiydi. Balkan Antantı’nda Türkiye’nin de olması sebebiyle Bulgaristan hiçbir zaman Balkanlarda saldırgan bir karaktere bürünemedi. Ankara'nın aradığı şey işte bu barışın garantisiydi. Bakan Saraçoğlu, Bulgaristan'ı da Balkan Antantı’na dahil etmeye çalıştıysa da; bu güzel bir hayal olarak kaldı.</p>

<p>Türkiye son yirmi yılda Akdeniz'e pek ilgi göstermedi. Hummel ve Siewert’in yaptığı güvenilir bir çalışmada, Türklerin denizle ilgili şeylerden hoşlanmadıklarına dikkat çekildi: Ya Ege Denizi'ndeki adalar onların elinde olmadığından ya da Karadeniz onları daha çok cezbettiğinden veya Türk halkının karasal karakteri nedeniyle Türk insanı bir deniz gücü olma arayışında değildi. İskenderun Sancağı olayı, Akdeniz'de çıkış noktası edinme arzusunun ilk tezahürü idi.</p>

<p>Buna rağmen Türkiye, faşizmin ilk günlerinden itibaren İtalya'nın düşmanca, aşağılayıcı tutumuna, gurur ve barış ile muhalefet etti. Ancak İtalya'nın hoş olmayan bir tavır sergileme fırsatını hiçbir zaman kaçırmadığını da belirtmeden geçemeyiz. Lozan Antlaşması'nı imzalayan devletler, savaş sonrasında kaybettiği Boğazlar'ı da 21 Temmuz 1936'da, Montrö’de, Türkiye'ye iade etti. Bu devletler arasında İtalya yer almadı. Mussolini, bu hareketinin barış açısından ne kadar beyhude ve felaket bir karar olduğunu anlayamadı. İtalyanlar şimdilerde ise “küstüm, oynamıyorum” diyen bir çocuğun şımarıklığı ile Dünya Harbi’nden kurtulma derdindeler.</p>

<p><img alt="Adsız2-8" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz2-8.jpg" style="width: 646px; height: 433px;" / width="800" height="537"></p>

<p><strong>Türkiye, Yugoslavya gibi, </strong>savaşı engellemek amacıyla Bulgar revizyonizmini yatıştırmaya çalıştı. (Yukarıda, Bay Saraçoğlu ve Bay Kiosseivanov, Sofya'da.)</p>

<p><img alt="Adsız3-8" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz3-8.jpg" style="width: 633px; height: 425.725px;" / width="800" height="535"></p>

<p><strong>Sadabat Paktı - </strong>1937 yılında Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştı. Bu ekonomik ve siyasi antlaşma, imzacı ülkelerin yıllık toplantısını öngörüyor.</p>

<p><img alt="Adsız4-8" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz4-8.jpg" style="width: 633px; height: 425.725px;" / width="800" height="538"></p>

<p><strong>Hatay,</strong> güvencesiz kısa bir bağımsızlığın ardından Türkiye'ye katıldı.</p>

<p><strong>Türkiye'nin İttifakları Gücünü Güçlendirdi</strong></p>

<p>Türkiye'nin imzaladığı farklı antlaşmaları iki kelime açıklayabilir: güvenlik ve işbirliği.</p>

<p>Sovyetlerle ittifak Mustafa Kemal'in çok sevdiği bir fikirdi. Belki de Moskova'yla anlaşma arzusu, yerleşik güçlere karşı mücadelesinde Sovyetlerin kendisine sağladığı yardıma duyduğu minnetten kaynaklanıyordu. 1925'te Paris'te Ruslarla dostluk ve tarafsızlık antlaşması imzalandı (Fransa Sovyetleri yeni tanımıştı). Kemalizm, cesur olduğu kadar becerikli bir diplomatik hareket aynı zamanda. Türkiye bu girişimler ile, geçmişten koparak eski kavgalara son vermek istiyordu.</p>

<p>Moskova ile Ankara'nın politikalarını uyumlu hale getirme isteği hiçbir zaman reddedilmedi ve Türkiye'de Kemalist gelenek yaşadığı sürece de devam edeceğe benziyor. Ancak Türkiye harekete geçmeden önce Moskova'nın tepkisinin ne olacağını bilme endişesi taşıyorsa da hayati çıkarlarını Stalinist arzulara teslim etmeyi de kesinlikle kabul etmiyor. Örneğin Bay Molotov, Moskova'yı ziyaret eden Bay Saraçoğlu'ndan Boğazları Fransız ve İngiliz gemilerine kapatmasını istemişti. Türk Dışişleri Bakanı bunu açıkça reddetti.</p>

<p>Balkan Antantı, Eylül 1933'teki Türk-Yunan antlaşmasından doğdu; Ertesi yıl Şubat ayında Yugoslavya, Romanya, Yunanistan ve Türkiye, genel özeti şu şekilde olan bir antlaşma bildirdiler: Balkanlardaki istikrar, bir Balkan ülkesinin imzacı taraflarından birinin saldırısı durumunda karşılıklı yardım ve ekonomik işbirliği.</p>

<p>Yunanistan'ın İtalya'ya karşı yürüttüğü mücadelede neden Türkiye'den askeri yardım istemediği sorusunun yanıtı iki ülke arasında imzalanan antlaşmanın metninde yer alıyor. Balkan Antantı’nın genişlemesi Yunanistan'ın kendisi için de riskler taşıyor. Bu durum belki de Türkiye'nin Yunanistan'la mükemmel bir uyum içinde tuttuğu ilişkilerini açıklamaya yeterli olabilir.</p>

<p>Ankara'nın sağlamlığını defalarca teyit ettiği İngiliz-Türk anlaşması, Hitler’in entrikalarına rağmen bir dizi sınavdan geçerek bugünkü aşamaya geldi: Fransa'nın da katıldığı ve daha geniş bir işbirliğinin temellerini atan İngiliz-Türk ticari antlaşması ise Hatay sorununun ortadan kalkmasıyla yürürlüğe girebildi.</p>

<p>Son yıllarda Ankara'ya tüm Müslüman dünyasının ilgisi yeniden canlandı. Sadabat Paktı bu zihniyetin ilk tezahürüydü. Ankara'nın İskenderun sancak sorununu Türk tezi lehine çözme konusundaki ısrarı ise ikincisiydi.</p>

<p>Sadabat Paktı'ndan&nbsp;ne bekleyebiliriz? Başlangıçta Cenevre toplantılarına ortak bir cephe sunmayı amaçlayan bu siyasi işbirliği antlaşması; Türkiye, Irak, İran ve Afganistan arasındaki teorik ittifakın uluslararası politikanın önemli bir aracı haline gelmesi kısa vadede pek mümkün görünmüyor. En fazla gelecekte dikkate alınması gereken bir eğilimin habercisi diyebileceğimiz bu pakt, yine de Orta Doğu için çok ileri bir adım olarak nitelendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu durum açıkça SSCB'nin tutumu ile değiştirilebilir. Güneye doğru atılınacak bir macera bu paktı yerle bir edebilir gibi görünse de Sovyetlerin niyetinin kendilerini böyle bir karmaşaya sürüklemek olmadığını da biliyoruz.</p>

<p><img alt="Adsız5-6" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz5-6.jpg" style="width: 508px; height: 551.362px;" / width="741" height="804"></p>

<p><strong>İnönü'nün Ziyareti - </strong>İsmet İnönü'nün Venizelos'un iktidarda olduğu Ekim 1931'de Atina'ya yaptığı ziyaret, yeni bir Yunan-Türk dostluğunun başlangıcı oldu. İki yıl sonra iki ülke arasında imzalanan dostluk paktı, Yunanistan, Türkiye, Yugoslavya ve Romanya arasında 9 Şubat 1934'te imzalanan Balkan İtilaf Antlaşması'nın başlangıcını oluşturdu ve bu dört ülke, Balkanlarda bir çatışma olması durumunda kendilerini karşılıklı olarak savunmayı üstlendi. Bulgaristan kasıtlı ve açık bir şekilde antlaşmaya düşmandı.</p>

<p><img alt="Adsız6-5" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz6-5.jpg" style="width: 636px; height: 461.163px;" / width="1113" height="807"></p>

<p><strong>1925 yılında Türkiye'nin SSCB'yle Anlaşması - </strong>1935 yılında&nbsp;yenilenen bir dostluk ve tarafsızlık antlaşması. Türk liderler (burada Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Mareşal Voroşilov'u görüyoruz) her zaman Sovyetlerle iyi komşuluk ilişkilerinin yanı sıra yakın ticari ilişkileri de sürdürmeye ve kendilerini Kafkasya'da Rus müdahalesine maruz bırakabilecek herhangi bir girişimde bulunmamaya özen göstermişlerdir.</p>

<p><img alt="Adsız7-3" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz7-3.jpg" style="width: 620px; height: 424.6px;" / width="1113" height="762"></p>

<p><strong>Mısır ve Türkiye, </strong>iki ülke arasında çözülmemiş sorunların çözümüyle ilgilenmeye 1934 yılında başladı. Temmuz 1936'da Sayın Rüştü Aras'ın Kahire'de bulunduğu sırada bir dostluk ve kuruluş antlaşması imzalandı. (Yukarıda imza sırasında dönemin Dışişleri Bakanı Sayın Abdel Fattah Yéhia ile birlikte)</p>

<p><img alt="Adsız8-1" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz8-1.jpg" style="width: 620px; height: 424.6px;" / width="1107" height="755"></p>

<p><strong>İngiliz-Türk ittifakı - </strong>Birbirini izleyen adımlarla pekişti: 1'incisi&nbsp;Türkiye'yi Alman ekonomik etkisinden kurtaracak ticari antlaşma.&nbsp;2'ncisi Hatay sorununu çözen antlaşma. 3'üncüsü askeri antlaşma. 4'üncüsü resmi karşılıklı yardım antlaşması. Son Ankara görüşmeleri ve Kıbrıs'taki Eden-Saraçoğlu görüşmesi, Londra ile Ankara arasındaki politikaların benzerliğini ortaya koydu. (Yukarıda Sayın Eden ve Sayın Refik Saydam)</p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/genc-cumhuriyetin-temeli-baris-images-1941</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Nov 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-09-at-092604-1.jpeg" type="image/jpeg" length="15015"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doğunun Gözcüsü Türk Ordusu | Images - 1941]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/dogunun-gozcusu-turk-ordusu-images-1941</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/dogunun-gozcusu-turk-ordusu-images-1941" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[100'üncü yılında Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak ve hatırlatmak için...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugün sadece cumhuriyeti değil, bölük pörçük tebaaların, birbirinden haberi olmayan kasabaların, kentlerin birleşerek Anadolu’da bir ulus olmasının, halkının her ferdinin birey olmasının da 100’üncü yılını kutluyoruz.</em></p>

<p><em>En azından Türkiye için cumhuriyet; sadece bir yönetim biçimini ifade etmez. Aynı zamanda köklü ve hızlı değişimlerin de miladı olduğu için halktaki karşılığı bambaşkadır. Lakin bu karşılık, son yıllarda atlattığımız ve atlatmakta olduğumuz birçok badire arasında bir miktar erozyona uğruyor. Hikayemizin nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğimizi bir bayrak ve bir de fotoğrafa indirger olduk.</em></p>

<p><em>İmkanlar çerçevesinde eşine az rastlanır sosyolojik ve iktisadi devrimlerin büyük bir hızla ilerlediği, diğer toplumların "çölde bir vaha" olarak adlandırdığı Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak, hatırlatmak için; Mısır'da yayınlanan "Images" dergisinin 24 Mart 1941 tarihli, Cumhuriyet'in ilk 20 yılında neleri, nasıl başardığının anlatıldığı 602'nci sayısındaki tüm içeriklerin Türkçe çevirilerini 29 Ekim'den 10 Kasım'a kadar sizlerle paylaşacağız.</em></p>

<p><strong><em>Yazı dizimizin sekizinci bölümünde Cumhuriyet'in 'stratejik konumu' üzerinden Türk ordusunun kurumsal yapısı ve İkinci Dünya Savaşı döneminde uyguladığı tedbirler ele alınıyor.</em></strong></p>

<blockquote>
<p><strong>Doğunun Gözcüsü Türkiye Güçlü ve Donanımlı Bir Orduya Sahip</strong></p>

<p>Türkiye ticari ve askeri önemi olan, stratejik bir konuma sahip. Doğu Trakya’daki toprakları sayesinde Avrupa'da bulunuyor. Bu genç cumhuriyet boğazların koruyucusu olarak; İngiltere'nin yanı sıra Almanya, İtalya ve SSCB için de hayati önem taşıyan iletişim ve ticaret hatlarına erişebildiği Akdeniz ile Karadeniz arasındaki geçişi yönetiyor. Kuzeydoğu sınırı, Bakü petrolünün Karadeniz'e çıkış noktası olan Batum'un hemen yakınında, Sovyet Transkafkasya ile temas halinde. Doğu ve güney sınırları petrol yataklarına sahip İran, Irak'a ve Suriye'ye kadar uzanıyor. Son olarak Anadolu kıyılarının güneybatısında İtalyan Oniki Adaları'nın komşusu. Dolayısıyla Türkiye, 2 bin 418 kilometrelik kara sınırı ve 3 bin 455 kilometrelik deniz sınırıyla birçok farklı komşusu veya potansiyel savaş cephelerine sahip.</p>

<p>Türkiye kara ordusunu, hava kuvvetini, deniz filosunu, demiryolu ağını, sanayisini bu amaçla örgütledi. Türk ordusunun genel kurmay başkanı Mareşal Fevzi Çakmak. Hükümetin son aylarda çok sayıda yedek asker çağrısında bulunduğu Türkiye'de şu anda bir milyondan fazla silah altında asker bulunuyor. Bütün büyük birimler Dünya Savaşı sebebi ile alarm halinde. Bu süre zarfında bir dizi yedek bölük oluşturuldu. Türkiye bu alarm ile iki milyona kadar erkeği harekete geçirebilir hale getirdi.&nbsp;</p>

<p>Ordu, savaş zamanlarında olduğu gibi barış zamanlarında da üç bağımsız askeri örgüte dayanıyor. Orduyu tamamlayan ve güçlendiren diğer unsurlar ise: maliye teşkilatı, orman korucuları ve jandarma. Türkiye’nin kara ordusu müthiş bir savaş kabiliyetine sahip. Türkler doğal olarak mükemmel askerlerdir; cesur, dayanıklı&nbsp;ve disiplinlidirler. Askerlik sırasında aldıkları eğitim de bu eğilimlerini geliştirir.</p>

<p>Türkiye'de askerlik zorunlu olup, 21 ile 46 yaş arasındaki tüm erkekler buna tabidir. Askerlik süresi ise yapılan göreve göre değişkenlik gösteriyor: Piyadede bir buçuk yıl, süvari, teknik birliklerde ve havacılıkta iki yıl, jandarma ve maliyede iki buçuk yıl, donanmada ise üç yıl askerlik yapılıyor. Her yıl yaklaşık 200 bin asker askerlik görevlerini yerine getirmek üzere orduya çağrılıyor.</p>

<p>Türkiye, ordusunun modernizasyonu için son yıllarda büyük çaba sarf ediyor. İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya'dan çok sayıda ekipman alımı yapıldı; motorlu birimler oluşturuldu; uçaklara karşı savunma güçlendirildi. Türkiye halihazırda müstahkem bölgelerinin korunması için birinci sınıf dağ ve kale birliklerine sahip. Üstelik Türk süvarileri dünya çapında çok ileri bir seviyede. Türklerin tarihten gelen alışkanlıkları sebebi ile mükemmele yakın olan binicilikleri bu konuda onları çok rahatlatıyor. Havacılıkta ise her birinde iki keşif grubu ve bir savaş grubu bulunan üç alay bulunuyor. Ülkede pilotluk yapabilecek kişi sayısı 8 bin ile 10 bin arası. Donanmadaki gemi sayısı ise bin 200 ile bin 500 arasında. Bu gemilerin büyük bir kısmı ön cephede. Filoda 1 adet 23 bin tonluk muharebe kruvazörü, 2 adet 7 bin tonluk kruvazör, 13 muhrip, 17 torpido botu, 15 denizaltı ve 11 torpido botu bulunuyor. İki deniz hava üssü var; biri Gölcük'te, inşaatı 5 milyon 500 bin pounda mal oldu. Diğeri ise boğazların güneyinde, İzmir Körfezi'nde bulunuyor.</p>

<p>Türkiye, savaş yüzünden kale birliklerinin koruma sağladığı bazı müstahkem bölgeleri savunma durumuna getirdi. Bu bölgeler Doğu Trakya, Edirne ve Kırklareli, Boğazlar, Anadolu kıyılarının Oniki Adalara bakan kısmı ve stratejik dörtgen olarak adlandırılan Kars-Ardahan-Trabzon-Erzurum. Kömür havzasını koruyan Zonguldak ve İstanbul’un surları da bu sürede modernize edildi. Çanakkale Boğazı'nın girişindeki Gökçeada ve Bozcaada’ya ağır bataryalar yerleştirildi.</p>

<p>Türkiye'de asker, toplumun tüm sınıfları arasında oldukça saygın bir yere sahip. Ordu kırsalda manevra yaparken, köylüler onların önünde saygıyla selam vermeden hiçbir subay hareket etmiyor. Çevredeki vatandaşlar askerlerin geçişini görmeye geliyor. Milletin saygısıyla çevrelenen ordu, ülkenin en iyi yetişmiş vatandaşlarını kendi rızaları ile bünyesine katıyor. Türkiye'de meslek olarak askerliği seçen çocuk 12 yaşından itibaren devlete ait olur ve bu andan itibaren paramiliter eğitimi başlar. Devlet, çocuğu tamamen himayesine alıyor, besliyor, barındırıyor, giydiriyor; hatta ona harçlığını bile veriyor. Ancak bu çocuklar gerçek askeri eğitime 18 yaşından itibaren başlayabiliyor. Her yıl yirmi gün kamp yapmak zorunlu. Bu dönemde çocuklar askeri hayatı öğreniyor. Bazen genç köylülerin veya eğitimsiz dağlıların savaş içgüdüsüyle orduya katıldığı da oluyor. Bu insanlara da orduda sabırla okuma, yazma öğretiliyor. Tüm askeri okullarda hijyen kuralları da inanılmaz katı.</p>

<p>Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü de askeri eğitimlerini şehrin yüksek kesimlerinde, “Ankara Palas”ın karşısında yer alan Harbiye’de aldılar. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da Atatürk, yeni nesil subayları burada sık sık ziyaret eder; hem eski günleri anar, hem de gerçekleştirdiği rüyanın bekçisi konumundaki gençleri teftiş ederdi.</p>

<p><img alt="Adsız1-7" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz1-7.jpg" style="width: 637px; height: 686.713px;" / width="750" height="809"></p>

<p><strong>Bir grup motosikletçi asker -</strong> Bu askerler, Türk yetkililerin orduyu motorize etmek konusunda gösterdiği çabanın en büyük örneği.</p>

<p><img alt="Adsız2-7" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz2-7.jpg" style="width: 635px; height: 337.95px;" / width="1487" height="791"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Motorlu oluşumlardan biri -</strong> Bu birlik şu anda Türk ordusunda bulunan birçok motorlu oluşumdan yalnızca biri. Her birine on kişinin bindiği tanklar, modern savaş ilkelerine uygun olarak dizayn edildi. Motorizasyon uzun zamandır Türk komutanlığının temel kaygılarından biri olmuş durumda.</p>

<p><img alt="Adsız3-7" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz3-7.jpg" style="width: 635px; height: 337.95px;" / width="1894" height="1009"></p>

<p><strong>Türk piyadeleri geçit töreni yapıyor -</strong>&nbsp;Tüm ekipmanları yanlarında. Türk piyadesi dayanıklılığıyla ünlü;&nbsp;Türkler doğal olarak mükemmel askerler. Türk piyadesinin 22 tümeni mevcut. Asker halk tarafından oldukça saygı görüyor. Ordu manevra yaparken köylüler bile bir subayın önünde selam verirler.</p>

<p><img alt="Adsız4-7" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz4-7.jpg" style="width: 635px; height: 337.95px;" / width="1500" height="793"></p>

<p><strong>Türk Süvarileri - </strong>Müthiş bir kuvvettir. Askerlik süresi teknik birliklerde ve havacılıkta olduğu gibi iki yıl. Türk süvarilerinin beş ila altı tümeni var. Buradaki subaylar, ordudaki diğer tüm subaylar gibi 2 bin öğrencisi olan Ankara Harp Okulu'ndan geliyor.</p>

<p><img alt="Adsız5-5" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz5-5.jpg" style="width: 626px; height: 801.2px;" / width="1000" height="1279"></p>

<p><strong>Mareşal Fevzi Çakmak - </strong>Türk Ordusu Başkomutanı. Onun için Atatürk'ün askeriyedeki gözdesi diyebiliriz. Yetenekli bir taktisyen ve dindarlığı ile tanınan bir komutan.</p>

<p><img alt="Adsız6-4" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz6-4.jpg" style="width: 624px; height: 332px;" / width="1898" height="1015"></p>

<p><strong>Beyaz bereler, mavi üniforma - </strong>Denizciler geçit töreninde yürüyor. Son yıllarda sayıları arttı. Donanmada 1 adet 23 bin tonluk muharebe kruvazörü, eski adıyla "Goeben" "Yavuz", 2 adet 7 bin tonluk kruvazör, 13 muhrip, 17 torpido botu, 15 denizaltı ve 11 torpido botu bulunuyor.</p>

<p><img alt="Adsız7-2" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz7-2.jpg" style="width: 624px; height: 332px;" / width="1500" height="792"></p>

<p><strong>Türk topçusu - </strong>Önemli ölçüde güçlendirilmiş, oluşturduğu teçhizatın büyük bir kısmı da yenilenmiş, ağır top, sahra topçusu ve kale topçusu olarak ayrılıyor. Türk ordusunda ayrıca bölgedeki hayati noktaların baskınlara karşı korunmasını sağlayan çok sayıda uçaksavar bataryası da bulunuyor.</p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/dogunun-gozcusu-turk-ordusu-images-1941</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-07-at-091417.jpeg" type="image/jpeg" length="72542"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin Sanayi ve Ticaretteki Başarısı | Images - 1941]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/turkiyenin-sanayi-ve-ticaretteki-basarisi-images-1941</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/turkiyenin-sanayi-ve-ticaretteki-basarisi-images-1941" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[100'üncü yılında Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak ve hatırlatmak için...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugün sadece cumhuriyeti değil, bölük pörçük tebaaların, birbirinden haberi olmayan kasabaların, kentlerin birleşerek Anadolu’da bir ulus olmasının, halkının her ferdinin birey olmasının da 100’üncü yılını kutluyoruz.</em></p>

<p><em>En azından Türkiye için cumhuriyet; sadece bir yönetim biçimini ifade etmez. Aynı zamanda köklü ve hızlı değişimlerin de miladı olduğu için halktaki karşılığı bambaşkadır. Lakin bu karşılık, son yıllarda atlattığımız ve atlatmakta olduğumuz birçok badire arasında bir miktar erozyona uğruyor. Hikayemizin nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğimizi bir bayrak ve bir de fotoğrafa indirger olduk.</em></p>

<p><em>İmkanlar çerçevesinde eşine az rastlanır sosyolojik ve iktisadi devrimlerin büyük bir hızla ilerlediği, diğer toplumların "çölde bir vaha" olarak adlandırdığı Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak, hatırlatmak için; Mısır'da yayınlanan "Images" dergisinin 24 Mart 1941 tarihli, Cumhuriyet'in ilk 20 yılında neleri, nasıl başardığının anlatıldığı 602'nci sayısındaki tüm içeriklerin Türkçe çevirilerini 29 Ekim'den 10 Kasım'a kadar sizlerle paylaşacağız.</em></p>

<p><strong><em>Yazı dizimizin yedinci bölümünde Cumhuriyet'in ilk yıllarında sanayi ve ticaret alanında gerçekleştirilen büyük atılım, Türkiye haritası üzerinden gözler önüne seriliyor.</em></strong></p>

<blockquote>
<p><strong>Türkiye'nin Sanayi ve Ticaretteki Başarılı Yükselişi Devam Ediyor</strong></p>

<p>Türkiye'nin sosyal ve entelektüel alanda kaydettiği ilerlemenin yanı sıra, ticari ve endüstriyel alanda da bir o kadar büyük bir ilerleme gösterdiğini söyleyebiliriz.</p>

<p>Mustafa Kemal Atatürk yeni cumhuriyeti kurduğunda ülkenin ekonomik hayatı çok ilkel bir seviyedeydi. Ticaret gerilemişti, endüstriyel üretim önemsizdi ve zanaatkarlık da içler acısı bir durumdaydı. Atatürk, özellikle 1829'da Türk topraklarının büyük madencilik olanakları sunduğunun tespit edilmesinden bu yana bu alanda reform yapılmasının gerekliliğini hızla anladı.</p>

<p>Türkiye her şeyden önce bir tarım ülkesidir. Nüfusun beşte dördü, nüfusu 12 bin kişiyi aşmayan köy ve kasabalarda yaşıyor. Bunların yüzde 82'si tarım işleriyle uğraşıyor. Tarımsal üretim, büyük ölçüde, modern toprak işleme yöntemlerinin kırsal kesimde yayılması sayesinde gelişmiş. Köylerde tarım üzerine eğilen yeni okulların açılması da tarımın ilerlemesinde önemli bir etmen. Bu okullarda sabahları öğrencilere genel eğitim veriliyor. Öğleden sonra ise tarım dersleri alıyorlar.</p>

<p>Türkiye’de on çiftçiden dördü modern tarım ekipmanları kullanıyor. Anadolu toprağında en fazla verim alınan ürün Türkiye'nin her yıl yaklaşık 3 milyon ton ihraç ettiği buğday. Buğdayın hasadı 1937 yılında 71 bin tona ulaştı. Buğdayın yanı sıra aynı yıl ihracatı 43 milyon lirayı aşan tütün, meyve ve küçük/büyük baş hayvan da Türkiye’nin tarımsal ürünlerinin en önemlileri arasında. Devlet gelirlerinin yüzde 70'i, ihracatın ise yüzde 93'ü doğrudan ya da dolaylı olarak tarımdan geliyor. Endüstriyel açıdan bakıldığında da Türkiye, yıllık üretimi 250 bin tonu aşan alkol (1937'de neredeyse 3 milyon litre), tuz, patlayıcı, yün ve deri üretiyor.</p>

<p>Şu anda Avrupa'da yetiştirilen bitki ve hayvanların birçoğunun anavatanı Anadolu'dur. Madencilik açısından bakıldığında da Anadolu; kömür, krom, linyit, çinko, kurşun, kükürt, bakır, boraks, asbest, antimon, manganez, magnezyum madenlerini barındırıyor. Yıllık 250 bin tonun üzerinde üretilen çimento sanayisi de çok gelişmiş durumda.</p>

<p>Sanayi ve madencilik açısından bakıldığında Atatürk'ün devrimi tarım alanındakinden çok daha etkili ve büyük. 1915 yılında Türkiye'de yıllık 7 milyon 570 bin lira ciro yapan 264 sanayi kuruluşu bulunuyordu. 1938 yılında Türkiye'de bin 394 işletme, yıllık 285 milyon 8 bin lira ciro elde etti. 1865'te 61 bin 145 ton, 1917'de ise 158 bin 203 ton olan kömür üretimi, 1938'de 2 milyon 500 bin tona çıktı. 1925'te 4 bin 610 ton olan linyit üretimi ise 1938'de 130 bin tona çıktı. Krom ihracatı 1923'te 3 bin 400 tondan 1938'de 192 bin 508 tona yükseldi.</p>

<p>Türkiye'nin aynı zamanda modern mühimmat fabrikaları ve gemi inşa tersaneleri mevcut. Madencilik üretimini geliştirmek için Madencilik Çalışmaları ve Araştırma Enstitüsü, işletmeye uygun yatakları keşfetmeye çalışıyor. Çıkartılan madenler daha sonra bunların işlenmesinden sorumlu olan Eti Bank’a emanet ediliyor. Büyük bankalar teşvikler ile sektörü desteklemeye de devam ediyor. Devlet ülkenin en büyük sanayicisi pozisyonunda. Devletin elinde bulundurduğu dört tekel: tütün, alkol, tuz ve patlayıcı tekelidir. Türkiye'nin ticaret filosu 1923'te 34 bin 902 ton iken 1938'de 116 bin 745 tona çıktı. En büyük gemileri 5 bin 500 tonluk Amur, Hattuşa ve İçdeniz isimli gemiler.</p>

<p><img alt="WhatsApp Image 2023-11-04 at 18.39.00" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-04-at-183900.jpeg" style="width: 693.2px; height: 288px;" / width="1600" height="664"></p>

<p><strong>-</strong> Türkiye, padişahların hükümdarlığı döneminde içinde bulunduğu ekonomik durgunluktan, 18 yıl içinde tarım, sanayi ve madencilik kaynaklarını doğru kullanarak şaşırtıcı derecede hızlı kurtuldu. Türk topraklarında özellikle Türkiye'nin her yıl 3 milyon ton ihraç ettiği buğday, tütün, meyve ve canlı hayvan üretiliyor. Devlet gelirlerinin yüzde 70'i doğrudan ya da dolaylı olarak tarımdan geliyor. Türk sanayisi alkol, tuz, patlayıcı, yün, deri, çimento, kağıt üretiyor. Madencilik açısından bakıldığında Türkiye’de kömür, krom ve linyit mevcut. Türkiye’de özel bir Madencilik Çalışmaları ve Araştırma Enstitüsü, devamlı olarak işlemeye uygun yatakları keşfetmeye çalışıyor.</p>

<p><img alt="Adsız1-5" class="img-fluid detail-photo " src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz1-5.jpg" style="width: 667px; height: 510px;" / width="1000" height="765"></p>

<p><b>Model Orman Çiftliği - </b>Ankara'ya birkaç kilometre uzaklıkta, Çubuk Barajı’nın yakınında bulunuyor. Burada kullanılan tarım aletleri oldukça modern, Türk çiftçisi genel olarak yenilikleri ilk defa bu çiftlikte test edip, öğreniyor.</p>

<p><img alt="Adsız2-5" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz2-5.jpg" style="width: 667px; height: 510px;" / width="1000" height="767"></p>

<p><b>İzmir'de bir kağıt fabrikası - </b>Bu fabrikanın kurulması, ülke kaynaklarının gelişimini en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan bir planın parçası. Türk hükümeti özel kuruluşlar aracılığıyla ulusal sanayiyi teşvik ediyor ve finanse ediyor.</p>

<p><img alt="Adsız3-6" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz3-6.jpg" style="width: 665.2px; height: 493px;" / width="1000" height="749"></p>

<p><b>Karabük Demir-Çelik Fabrikası'ndan bir görünüm - </b>Nispeten kısa bir zaman önce açıldı. Türkiye'de sanayi kuruluşu sayısı 1938'de bin 394 iken, 1915'te bu sayı 264’tü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Adsız4-6" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz4-6.jpg" style="width: 665.2px; height: 493px;" / width="1000" height="740"></p>

<p><b>Eskişehir Lokomotif Tamir Sahası - </b>Son yıllarda gelişen Türk demiryolu ağının bu gelişimi büyük ölçüde 1926'dan itibaren kendini bu işe adayan İsmet İnönü'nün eseridir.</p>

<p><img alt="Adsız5-4" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz5-4.jpg" style="width: 668px; height: 501px;" / width="1000" height="760"></p>

<p><b>Ankara'da Planör Üretim Fabrikası - </b>'Türk Kuşu' grubunun kullandığı ekipmanlar bu atölyelerden geliyor. Türkiye'nin ayrıca bir gemi inşa tersanesi ve bir de mühimmat fabrikası bulunuyor.</p>

<p><img alt="Adsız6-3" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz6-3.jpg" style="width: 667px; height: 510px;" / width="1000" height="766"></p>

<p><b>Kok Çıkarma Fabrikası - </b>Zonguldak kömür havzasında bulunan fabrika, Türkiye'nin en büyüğü olma özelliğini taşıyor. Bu fabrikada Türkiye her yıl 2 milyon 500 bin tondan fazla kömür üretiyor.</p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/turkiyenin-sanayi-ve-ticaretteki-basarisi-images-1941</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Nov 2023 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-04-at-185525.jpeg" type="image/jpeg" length="30174"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Savaş Dönemi Türk Mizahı | Images - 1941]]></title>
      <link>https://www.35punto.com/savas-donemi-turk-mizahi-images-1941</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.35punto.com/savas-donemi-turk-mizahi-images-1941" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[100'üncü yılında Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak ve hatırlatmak için...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><em>Bugün sadece cumhuriyeti değil, bölük pörçük tebaaların, birbirinden haberi olmayan kasabaların, kentlerin birleşerek Anadolu’da bir ulus olmasının, halkının her ferdinin birey olmasının da 100’üncü yılını kutluyoruz.</em></p>

<p><em>En azından Türkiye için cumhuriyet; sadece bir yönetim biçimini ifade etmez. Aynı zamanda köklü ve hızlı değişimlerin de miladı olduğu için halktaki karşılığı bambaşkadır. Lakin bu karşılık, son yıllarda atlattığımız ve atlatmakta olduğumuz birçok badire arasında bir miktar erozyona uğruyor. Hikayemizin nasıl başladığını ve bugünlere nasıl geldiğimizi bir bayrak ve bir de fotoğrafa indirger olduk.</em></p>

<p><em>İmkanlar çerçevesinde eşine az rastlanır sosyolojik ve iktisadi devrimlerin büyük bir hızla ilerlediği, diğer toplumların "çölde bir vaha" olarak adlandırdığı Cumhuriyet Devrimi’ne daha yakından bakmak, unuttuklarımızı bir nebze hatırlamak, hatırlatmak için; Mısır'da yayınlanan "Images" dergisinin 24 Mart 1941 tarihli, Cumhuriyet'in ilk 20 yılında neleri, nasıl başardığının anlatıldığı 602'nci sayısındaki tüm içeriklerin Türkçe çevirilerini 29 Ekim'den 10 Kasım'a kadar sizlerle paylaşacağız.</em></p>

<p><strong><em>Yazı dizimizin bu bölümünü, Images dergisinin Türk basınından sayfalarına taşıdığı, İkinci Dünya Savaşı döneminden karikatürlere ayırıyoruz.</em></strong></p>

<blockquote>
<p><img alt="Adsız1-4" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz1-4.jpg" style="width: 661.2px; height: 151px;" / width="1898" height="434"></p>

<p>Hitler: Milletleri esir tutan zincirleri kıracağız! (Orhan Ural - Akbaba)</p>

<p><img alt="Adsız2-4" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz2-4.jpg" style="width: 658px; height: 584px;" / width="1019" height="904"></p>

<p>Almanlar Mussolini'ye hitaben: Sinyor Benito, araba kullanmayı bilmediğini anlaman için daha ne olmalı? Senin sayende bu aptal kazayı yaşadık. Yana geç ve direksiyonu bana bırak! (Karagöz)</p>

<p><img alt="Adsız3-5" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz3-5.jpg" style="width: 657px; height: 948.312px;" / width="787" height="1138"></p>

<p>Etiyopya Kralı&nbsp;Haile Selassie: Sevgili Abyssinie, biraz dur da günbatımını izleyelim. Günbatımı:İtalya (Karikatür)</p>

<p><img alt="Adsız4-5" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz4-5.jpg" style="width: 661px; height: 862px;" / width="660" height="860"></p>

<p>Kimseyi suçlamıyorum. Sadece fakr-u zaruret içindeki durumuma ağlıyorum. Mezarda yazan: Bayan Barış 1918-1939 (Karikatür)</p>

<p><img alt="Adsız5-3" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz5-3.jpg" style="width: 659px; height: 786px;" / width="929" height="1108"></p>

<p>Amerika'ya hitaben Japonya: Britanya'ya yardım etmeye nasıl söz verirsin? Benden yeterince korkmuyorsun galiba? (Vatan)</p>

<p><img alt="Adsız6-2" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz6-2.jpg" style="width: 656px; height: 884px;" / width="642" height="866"></p>

<p>İtalyan spiker: Arnavutluk'taki başarılarımız bize dünya çapında bir hayranlık kazandırdı, zafer yakında bizim olacak!</p>

<p>Kadın: Bu ne anlama geliyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adam: Yunanlar İtalyanca yayın yapıyor galiba... (Akşam)</p>

<p><img alt="Adsız7-1" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz7-1.jpg" style="width: 650.2px; height: 487px;" / width="1148" height="862"></p>

<p>Hayaller, gerçekler; ya da bir 'çizmenin' hikayesi (Hakikat)</p>

<p><img alt="Adsız8" class="img-fluid detail-photo" src="https://35puntocom.teimg.com/35punto-com/uploads/2023/11/adsiz8.jpg" style="width: 651px; height: 958px;" / width="782" height="1150"></p>

<p>İtalyan mahkumlar: Faşist selamını öğrenene kadar, savaşmayı öğrensek iyiydi. (Akbaba)</p>
</blockquote>

<p><span style="color:#c0392b;"><strong>Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto</strong></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Tarih</category>
      <guid>https://www.35punto.com/savas-donemi-turk-mizahi-images-1941</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Nov 2023 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://35puntocom.teimg.com/crop/1280x720/35punto-com/uploads/2023/11/whatsapp-image-2023-11-04-at-111947-1.jpeg" type="image/jpeg" length="80782"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
